Gezgin

Two ex-bankers were long time on the roads. But 2006 is opening anew perspective to their 17 year-long happy marriage.Because TWINS, have already decided to be on the way, saying "Count us in as well". From now on,we altogether are much more powerful. İki eski bankacı,uzun zamandır yollardaydı. Ancak 2006 yılı;17 senelik mutlu beraberliklerine farklı bir pencere açtı.Zira,"İkizler" çoktan yola koyulma kararı almışlardı bile,"Biz de varız" diyerek..Artık,daha da güçlüyüz...

Salı, Kasım 10, 2009

FRANKFURT NOTLARI... 6-8 Kasım 2009

Odaya girişteki mesaj...
İsveç Standındaki ren geyiği Alp ve Mert'in ilgisini çekiyor...

Abba şarkılarıyla coştuk...


İsveç sosisleri...








Rob Markt...



Beslenme saati...




Galleria'dan şehir görüntüsü...



İsveç Standından aldığımız tatlı şarap...
09.51 de, Ren Nehri’nin karşı kıyısındaki “Köln/Mestre” tren istasyonundan hareket edecek “Ice-Intercity” treni için, tam vaktinde istasyona ulaşıyoruz. Keyifli bir yolculuktan sonra da, 10.43’te Frankfurt’a vardık (2 çocuk 2 yetişkin, aile kompartmanı, internet fiyatı, 2.sınıf 53 €).
Tren bizi havaalanında bıraktı ve bir taksi ile “Katharinenkreisel”deki 4 yıldızlı “Sol Melia Tryp Otel”e ulaştık.(Özel promosyon fiyatı, gecelik 45 €). Bir de üstüne, bize “suit” oda verilince; ehh, "yeme de yanında yat!" diyoruz...
Havaalanı-Otel arası taksi ücreti 25 € olmasına rağmen, Hintli bir taksici, bizi nerelerden dolaştırdıysa sonuçta, taksimetre 38 € yu gösterdi. İlginçtir, dönüşte, yine bir Hintli( ancak Amritsar’dan, Sih) taksici, bu kez havaalanı için 25 € talep etti.
Eşyalarımızı bıraktıktan sonra, otelin hemen 100 metre ilerisindeki tramvay durağından, 17 no.lu tramvay ile, merkez tren istasyonuna ulaşmak yaklaşık 10 dakika civarında sürüyor.Otelin hemen yakınında, “Messe” Kongre ve Sergi Merkezi bulunmakta. Ünlü kitap fuarı da burada yapılmakta.
“Hauptbahnhof” yani merkez tren istasyonunda iniyoruz ve tam karşısındaki trafiğe kapalı “Kaiser” Caddesi’ni takip ediyoruz. Hafif yağmur ve bir nebze de soğuk, kaldığımız 2 gün içinde bizi hiç yalnız bırakmadı.Cadde, Köln’deki “Hohe” Caddesi’ne benzer.Ancak Frankfurt, bir finans şehri. Bu nedenle mi bilmiyorum; fiyatlar, Köln’e göre, % 50 daha yukarıda. İnsanlar da ilk etapda, bize biraz itici geliyor.Ancak, şu bir gerçek ki, biz Köln’ü daha çok sevdik. “Sarar”, “İş” “Ziraat” ve “Şekerbank” levhaları gözümüze çarpıyor.
“Rob Markt” a geliyoruz; hemen biraz ilerisi de, “Haupt-wache” Meydanı ve trafiğe kapalı “Zeil”. Caddenin üzerindeki “Galleria”nın en üst katı hem muhteşem bir Frankfurt tablosu sunuyor hem de yemek ihtiyacınıza cevap veriyor. Fiyatlar biraz tuzlu!
Meydanda kurulan İsveç standı bize, “Abba” müzikleri ile coşma zevkini veriyor.Yine aynı yolla otelimizin yolunu tutuyoruz...Aklınızda bulunsun, Ren Nehri üzerindeki tekne turları Ekim sonunda bitiyor.

Pazartesi, Kasım 09, 2009

HÜRTH/KÖLN NOTLARI (2)...RESİMLER ve PODCASTS

Hürth Halk Pazarı...Bir nevi küçük Türkiye ...
Pastanelerin önünden geçmek ne mümkün(!)...
Ünlü Köln Katedralinin önündeyiz...
Her yerdeki görüntü böyleydi, sevenlerine duyurulur...
Sabiha Gökçen deki son durumumuz...
Aslanlar, sabaha karşı 2 civarında yatağa girdiler.İlk gecenin yorgunluğunu böyle atıyorlar

Köln'ü biz çok sevdik, yaşanabilir bir yer gibi geldi bize.Özellikle, şehir merkezine yakınlığı itibariyle Hürth.Misafir olarak kaldığımız evin önü.Bahçeli triplex villalardan oluşuyor.Her birinin 260 bin euro olduğu söylendi.Bir çok milliyetten insan var.20 dakikada cadde tramvayı ile merkezdesiniz...

İşte, gezinin Köln bölümü ile ilgili "podcast"ler...

http://www.box.net/shared/rxav3qy73x

Perşembe, Kasım 05, 2009

HÜRTH/KÖLN NOTLARI...

Sabiha Gokcen den 2 Kasim 23.20 civari havalandik ve 3 saatte Köln e ulastik.Sagolsun, "Couch Surfing"(CS) arkadasimiz Britta nin esi Heleno bizi karsiladi.Yaklasik yarim saatte Hürth e ulastik.Sevimli bir yer.Köln merkeze,cadde tramvayi ile yarim saat mesafede.3 katli bahceli bir evin en üst katinda kaliyoruz.Oldukca sicak insanlar. Britta, ekonomist;Heleno ise,muzisyen.Bir oglu Lucas 4,diger oglu Noah da 1 yasinda.Alp ve Mert hic zorluk cekmedi kaynasmakta.
Köln sehir merkezi,kathedralin etrafinda dönüyor.Trafige kapali Hohe ve Schilder caddeleri cafe ve restaurantlarla dolu.Bu caddelere sirtinizi verdiginizde,birkac yuz metre ötede Ren Nehri ne ulasmak mumkun.3 adet köprü var üzerinde.Hava musait olmadigi icin,nehirde tekne turu alamadik.Kendi bilsisayarim bir azizlik yapti ve calismadi,voltaj 220 olmasina ragmen.Bir sonraki postta umarim resim yukleyebilirim.
Yarin,sabah saatlerinde 1 saatlik bir yolculuk sonrasi, intercity treni ile Frankfurt a geciyoruz...

Çarşamba, Kasım 04, 2009

NOTES FROM HURTH/COLOGNE...

Hello everyone from a little bit cold evening from Cologne!It is below 10 degrees C.The plane took off from Sabiha Gokcen almost in time, at around 23 pm.on November 2 th.We arrived after 3 hours with no problem and expected that we will go through to thermal cameras but nothing happened.After usual customs procederes we were met by our CS friend Heleno in the airport.We are really grateful to him that he saved us from looking for a suitable car in the very early hours of November 3 rd as we have got a great deal of luggages.It took some half an hour from the airport to get to Hurth which is more or less 10 km.s to Cologne city center.
Heleno is a Brasilian guy, from north-east,close to Fortelaza and his wife Britta is originally German.Their kids Lucas(4)and Noah(1)are pretty much sweet.
As a one day observation,all the atractions are around Cathedral area and in side ways.The two pedestrian streets crossing each other,just behind the "Dome", "Hohe" and "Schilder" and side ways are full of shopping centers and cafes.3 bridges on river "Rhein" is just within walking distance.Not heavy but steadily raining rain stops us from doing much.Everything is allright for now.We will be in Frankfurt on November 6th.

Pazar, Kasım 01, 2009

HADİ HAZIR MISINIZ? UZAKLARA GİDİYORUZ...

Yıllar öncesi filizlenen bir aşktı içimde yeşeren, belki tek taraflı.
O büyülü dünyada olmak; kendimi, o dünyanın insanı çepeçevre saran sıcaklığına, kendine özgü ritmleri eşliğinde bırakmak…
Hüzünlerini, sıkıntılarını kendi iç dünyalarında eritmeyi başarıp; dışa, her daim mutluymuş izlenimi verebilmeyi başarabilen insanları ile.
Latin dünyasından ve o dünyanın sımsıcak insanlarından söz ediyorum.
İşte, an geldi çattı; özlem yerini, o aşka kavuşmak için sayılı günlere, saatlere bıraktı…
Almanya’dan (Köln ve Frankfurt), bizim de bulunduğumuz kıtadan başlıyor gezimiz;
Önce, Kuzey Amerika’ya (Las Vegas, Los Angeles, Houston, Orlando, Miami);
Bu arada Miami’den, 7 gece sürecek; Cayman, Roatan (Honduras), Belize City(Belize) ve Cozumel (Meksika)’ya uğrayacak bir “Batı Karaip”ler gemi turumuz olacak;
Sonra da, Güney Amerika’ya (Şili, Uruguay, Arjantin, Paraguay ve Brezilya) uzanacak;
Hatta öyle ki, Valparaiso (Şili)’dan kalkan ve 14 gün süren bir başka gemi yolculuğu bizi, dünyanın en ucuna Patagonya’ya, Usuaia (Ateş Toprakları)’ya dek götürecek...
Bu rüya benzeri yolculuk, 2 Kasım 2009’da başlayıp; 4 Mart 2010’da bitecek…

İŞTE İLK DURAK: KÖLN…

2 Kasım 2009 Pazartesi gecesinin son saatleri, bizim için biraz uzun olacak. Yeni günün ilk saatlerinde, yaklaşık 2 saatlik bir uçuş sonrası, bir ortaçağ şehri olan Köln’e varmış olacağız.
Üç gece konaklayacağımız ve “couch surfing”(CS) aracılığı ile sanal ortamda tanıştığımız aile, aslen Brezilya asıllı. Hem bizlerin hem de Alp ve Mert’in, 2 tane daha yeni arkadaşı olacak. Oldukça heyecan doluyuz.
Köln’de görüşmek üzere!...

Çarşamba, Ekim 28, 2009

ONDOKUZUNCU MEKTUP: 28 EKİM 2009


Sevgili Oğullarım;

Uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba!..
Evet, tam 3 yaşındasınız. Nice yıllara, canlarım! Ne mutlu bize!
3 yaşına erişen aslan gibi iki oğlum var. Şimdi, yıllar sonrasının düşünü kuruyorum hayalimde:
“ Otuz yaşında evli, çoluk çocuk sahibi iki oğlum var ” diyebileceğim günleri… Tabiat ana duydun mu?..

Sevgili Alp & Mert,

Bülbül sizi görmesin, nutku tutulur(!). Ne laflar söylüyorsunuz, bir bilseniz… Sabah yuvaya gittiğinizde; arkanızdan, söylediklerinizi birer birer tekrarlayıp, annenizle gülüşüyoruz. Resimlerinize bakıp: “Hey gidi hey !” diyoruz. Gerçekte de, çabuk mu geçti yıllar?
Birbirinizle öyle güzel oynuyorsunuz ki; zaman zaman tatlı sert kavgalarınız olsa da…
Umarım, hep böyle gider, hayat boyu. Birbirinize hep destek olursunuz. Zira, öyle anlar gelecek ki, gerçek dostu arasanız da bulamayacaksınız; sadece ama sadece ikiniz olacaksınız hayatta.
2009 yılının büyük bir bölümünü Erdek’teki villada gayet özgür, mutlu bir şekilde geçirdiniz.
Artık, bambaşka dünyalara, uzak diyarlara gitmenin zamanı geldi. Oldukça uzun soluklu, tam 4 ay sürecek bir yolculuğun arifesindeyiz. Hepimiz için de, eminim ki, çok farklı olacak. Sağlıklı, mutlu bir şekilde noktalamak dileği ile…
Birkaç gün sonra, Almanya’dan başlayarak; önce Kuzey, sonra da Güney Amerika’yı içeren dolu dolu bir programa başlıyoruz. Hadi gelin, günbe gün o programın içine girelim…

2 Kasım 2009: YOLA ÇIKMA ZAMANI…

2 Kasm’ı 3’üne bağlayan gece, biraz uzun olacak bizler için. Yeni günün ilk saatlerini Köln’de karşılayacağız. O gece ile birlikte, 3 gece daha oradayız.
6’sında, saatte 300 km. hızla giden ICE(intercity) ile, bir saatlik bir tren yolculuğu sonrası Frankfurt’a geçiyoruz, 2 gece için.

YENİ DÜNYADAYIZ…

8’inde, bizi yeni dünyaya, Las Vegas’a götürecek uçağa bineceğiz sabah saatlerinde; o da, oldukça uzun bir gün olacak. 3 gece, eğlencenin başkenti Vegas’tayız.
Sonrasında, 5 gece için “melekler şehri” nde, Los Angeles’tayız.
16 Kasım’da, bu kez, sizin doğduğunuz şehre, Houston’a varıyoruz. Tam bir hafta oradayız. Doğduğunuz hastane Womens Hospital’ı; doktorunuz Damla Hanım’ı göreceğiz; doğumunuz öncesi ve sonrasında tam üç ayımızı geçirdiğimiz “Scottish Inns” de kalacağız.
23 Kasım’da Houston’a veda edip, Orlando’ya uçuyoruz, 5 günlüğüne. “Disneyland” sizleri bekliyor; o eğlence dolu, büyülü dünyaya gidiyoruz. Biz de, tıpkı sizler gibi heyecan doluyuz…
28 Kasım’da, 5 saatlik bir otobüs yolculuğu sonrası Miami’ye geçiyoruz.

İLK CRUISE GEZİMİZ…

Ertesi gün, 7 gecelik “Batı Karaip” turumuz var. Oldukça lüks bir gemi ile, “egzotik” denilen diyarları, biz de sizin gibi, ilk kez göreceğiz. Cayman, Roatan, Belize, Cozumel… Dünyanın sayılı dalış noktaları.

6 Aralıkta tekrar Miami’deyiz, 4 gece için.
Tarih 10 Aralık’ı gösterdiğinde; artık, başka bir kıtaya geçme zamanı gelmiş olacak.
Gezinin bundan sonraki kısmını, tam 2.5 ay, Güney Amerika’da geç
İreceğiz. Latin dünyasının o sıcak insanları ile, kendine has bir dünyada!.. Bugünlerde biri(Kolombiya) hariç, tümü uzun yıllardır yaşadıkları baskıcı, sağcı, muhafazakar yönetimlerini devirmiş;
Amerika’nın arka bahçesi olmaktan çıkmış;
Her şeyden önce de, kendi içinde bir birlik (Mercosur) oluşturmuş;
Her biri birer “sosyalist” hükümetle idare ediliyorlar.
Ne mutlu onlara!
İşte; o dünyanın kapılarını, yine sizlerle birlikte, ilk kez aralayacağız.
Üç önemli ülkesini Şili, Arjantin ve Brezilya’yı doya doya gezeceğiz.
Uruguay ve Paraguay’ı da görme şansımız olacak; geriye kalanları da, bir sonraki sefere bırakarak…

DÜNYANIN EN UCUNA GİDİYORUZ…

Bu arada, sıkı durun! Gezinin en önemli aşamasına gelmiş olacağız…
Dönemine damgasını vurmuş ünlü şair, yazar, sosyalist Pablo Neruda’nın doğup büyüdüğü topraklardan, Valparaiso(Şili)dan, dünyanın en ucuna Usuaia (Patagonya)’ya, “Ateş Toprakları”na giden; herkesin “keşke ben de içinde olsaydım” diye can atacağı, Norveç yapımı, dev bir geminin içinde olacağız: Tam 14 gece…
Macellan’ın, Darwin’in geçtiği noktalardan geçeceğiz; bir süre penguenlerle, deniz aslanlarıyla, paçalı pelikanlarla birlikte olacağız…
Şili fiyortlarında dolanıp; kıtanın dip köşesindeki Falkland’a uğrayacağız.
Bu arada 2009’u geride bırakıp; yepyeni bir yılı bu muhteşem gemide karşılayacağız.

ARTIK 2010’dayız…

2010’un ilk günlerinde; akordeon nağmeleri eşliğinde, tangonun başkenti Buenos Aires’te alacağız soluğu.
Sonrasında 3 günlüğüne, ver elini muhteşem “Iguazu” Şelaleleri ve günübirlik Paraguay ziyareti…
Gezinin son durağı; salsanın, futbolun, karnavalın başkenti bir ülke, Brezilya… Tarih, 2010 Ocak ayının ortaları.
O meşhur Rio Karnaval’ı öncesi, birkaç şehri görme fırsatımız olacak.
Bu arada, geride bıraktığımız Avrupa kıtasında insanlar kışı yoğunlukla yaşarken; biz, tüm ihtişamı ile yazı yaşıyor olacağız, kristal inceliğindeki muhteşem plajlarda, turkuaz renkli sularda serinleyerek…
İnanın çocuklar, “Bu bir rüya mı?” dedirtecek cinsten bir tatile çıkıyoruz. Fizibilitesi yıllar öncesine dayanan; angajmanları 6 ay öncesinden yapılan; otobüs biletleri hariç, hemen hemen tüm biletleri önceden alınan rüya tatili…
Sonraki yıllarda hep hatırlanacak; hiç dönmek istemeyeceğiniz türden…
Ancak, her güzel şey gibi, yaşayacağımız bu güzelliğin de bir sonu var, elbette.
Mart 2010 başında, tekrar başladığımız yerde, (şimdilik) yaşadığımız bu topraklarda olacağız…
Bu kez, burada mevsim bahardan yaza dönecek; biz yazı yaşarken, onlar kışa hazırlık yapıyor olacaklar.
İşte böyle benim kuzularım!
Hadi! Ne duruyorsunuz? Oyuncaklarınızı sırt çantanıza yerleştirdiniz mi?

Pazar, Haziran 21, 2009

NİCE YILLAR GEZGİN !...


YILLAR NE DE ÇABUK GEÇİYOR. ŞUNUN ŞURASINDA YARIM YÜZYILA 3 KALDI. DOĞRUSU SON 10 YILIN NASIL GEÇTİĞİNİ PEK HATIRLAMIYORUM. DOLU DOLU 47 YILI GERİDE BIRAKIYORUM.
MUTLU YILLAR SANA " GEZGİN"!..
MANY HAPPY RETURNS OF THE DAY!..
FELIZ CUMLEANOS!..
ŞANS MI YOKSA ?..
BU SORUNUN YANITI; KENDİNİZE SORDUĞUNUZ SORULARA İSTEDİĞİNİZ YANITLARI ALABİLDİĞİNİZE İNANIYORSANIZ, KISACA, MUTLU HİSSEDİYORSANIZ KENDİNİ HAYATTA, " EVET BU BİR ŞANS "!
AMA YİNE DE, ARTIK ZAMANIN BURALARDA DONMASINI, HİÇ İLERLEMEMESİNİ DİLİYORUM...

Pazartesi, Mayıs 18, 2009

MACERA PEK YAKINDA...


VH1 TV Shows Music Videos Celebrity Photos News & Gossip

ALICIA KEYS - IF I AIN'T GOT YOU

[Outro:]If I ain't got you with me baby

So nothing in this whole wide world don't mean a thing

If I ain't got you with me baby




Alp & Mert ile Erdek Meydanı'ndayız...

Daisy dinlenmede...
Macera dolu günler öncesi bahçe faaliyetleri...






UFUKTA YİNE MACERA DOLU GÜNLER BELİRDİ!..

2008’in son çeyreğindeki (11-26 Eylül)15 günlük İskandinavya turu sonrasında, sanki bir rehavet, yorgunluk kapladı üzerimizi; çakıldık kaldık öylece… 2009’un geride kalan günlerinde de durum pek değişmedi.
Adeta bir sis perdesi!... Tıpkı, o güzelim ülkemin içinde bulunduğu durum gibi…

SİLKİN EY HALKIM! AT BU PİSLİKLERİ(!), DİN BEZİRGANLARINI ÜZERİNDEN. SEN Kİ, EMPERYALİZME GEÇİT VERMEDİN.
NE OLDU SANA/BİZE? NE DEĞİŞTİ!
KÜKRE DE YİNE KENDİNE GEL!..





Durgunluk bize özgü değil, olamaz da. Asırlardır hür yaşamış bir neslin çocuğu olarak.
Bize ancak ve ancak devingen, macera yüklü bir yaşam hitap eder.
Eh birazdan, bakalım siz de hak verecek misiniz?…
Bu, atıl geçen aylardan öylesi bir öç alma programı ki…
Hem uzun soluklu hem de zaman zaman tam bir gezgin ruhunda,
“backpacker” tarzı yani.
Ancak, demir almak için henüz erken; bir süre daha buralardayız. Takdir edersiniz ki, birazdan ayrıntılarını vereceğim öylesi yoğun bir programın hem mental hem de fiziki alt yapısını, üstelik henüz daha 3 yaşını bile doldurmayan ikizlerle kotarmak için ciddi bir çalışmaya ihtiyaç var. İşte, şu an onu yapıyoruz.





MACERA BAŞLIYOR!… PEK YAKINDA!...

Maceranın ana fikri şu; Alp & Mert, dünyaya geldikten sonra ilk kez, doğdukları kent Houston’ı, doğdukları hastaneyi (Womans Hospital) ziyaret edecekler; onları dünyaya getiren doktor teyzeleri (Damla Dryden) ile tanışacaklar; anne ve babalarının yaklaşık 3 ay kaldıkları oteli (Scottish Inns&Suites) görecekler ve sahibi Mr. Gaj Bhakta ile karşılaşacaklar.
Ancak, oralara gitmişken de, hemen dönülmüyor. Bu kez çıkmışken, üç kıtaya da ayak basalım dedik. Hatta, dünyanın en güney ucuna, penguenler diyarı Patagonya’ya, Ateş Toprakları’na kadar!


İşte, bazı ayrıntılar;

- Tam 4 ay ( 2 Kasım 2009- 4 Mart 2010)…
- Tam 11 ülke… ( ABD, Almanya, Arjantin, Belize, Brezilya, Cayman, Honduras, Meksika, Paraguay, Şili, Uruguay )
- Tam 45 adet, irili ufaklı yerleşim beldesi, eyalet, şehir…
- Tam 9 uçak yolculuğu (Onlarca saat, Binlerce mil ! )…
- Tam 2 adet kruvaziyer gemi yolculuğu…
Biri 14 günlük ( Valparaiso (ŞİLİ) – Şili Patagonyası – Cape Horn-Ateş Toprakları - Buenos Aires (Arjantin) ),
Diğeri 7 gecelik Miami kalkışlı Karaipler

Salı, Nisan 28, 2009

OĞULLARIMA MEKTUPLAR: ONSEKİZİNCİ MEKTUP











28 NİSAN 2009

SEVGİLİ ALP & MERT;

Bugün, birlikte 30. ayı da geride bırakıyoruz. Yani, tam 2.5 yaşındasınız. Oysa bizim gözümüzde, nerdeyse birer delikanlı(!) oldunuz…
Evimiz bir süredir tıpkı çok sesli bir orkestra ritminde! Farklı farklı sesler, tonlar, zevkler, renkler… Artık bizim en büyük gücümüz!
Sizlere son mektubu yeni bir yıla girmeden, hemen öncesinde yazmış ve şöyle seslenmiştim:
“İnsan sevinsin mi üzülsün mü kestiremiyor. Bir yandan büyümenizi isterken; öte yandan da, yılların geçmemesini istiyoruz”.
Bu ne büyük çelişki! Değil mi?
Gün gün öylesi bir gelişme içindesiniz ki, başdöndürücü… Hemen her şeyi anlıyor hatta algılayabiliyorsunuz. Bu durum, bizim için zaman zaman sıkıntı(!) da yaratmıyor değil. En ufak bir konuşmamıza bile kulak kabartıp, anlamaya çalışıyorsunuz. Genellikle, hemen tüm isteklerinizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Bu durum, umarım, ileride sıkıntı yaratmaz.
Kış ayları, her zaman olduğu gibi, netameli geçti. Hastalık hiç eksik olmadı. Antibiyotik almadığınız, öksürük şurubu içmediğiniz hafta olmadı desem yeri.
Sadece sizler değil; biz büyükler hatta ülkenin tümü oldukça sıkıntılı, tarifi zor, imkansız günler, haftalar geçirdi. Hala da devam ediyor bu faşizan tutum!
Yaşadıklarımızın, bazılarının bize yutturmaya çalıştığı gibi, ne demokrasi ile ne de hukuk devleti ile uzaktan yakından bir ilişkisi var(dı).
Demokratik, laik, çağdaşlaşma yolundaki Atatürk Cumhuriyeti’ne, hukuk devletine asla inanmayan baskıcı, zorba bir tek parti iktidarının hegamonyasında ülke, ne yazık ki, tel tel iğdiş ediliyor; üstelik bu durum, herkesin, her kesimin gözleri önünde cereyan ediyor.
Olanları size anlatmakta bile zorlanıyorum. Zira olanı biteni kavradığınızda, nasıl bir Türkiye içinde olacağım(n)ızı kestiremiyorum bile. Korkum, sizlerin de tıpkı bizler gibi, bu ülkeden nefret etmeniz. Bizler bu gidişe, daha ne kadar sürer bilemiyorum, bir süre(?) daha katlanmak durumundayız.
Ama eskisinden daha inançlı, dimdik! Bilesiniz ki, içimizdeki o Atatürk sevgisini asla ve asla tüketemeyecekler! Bu sevgi selinde boğulacakları günün de yakın olduğuna, tıpkı sizleri görürcesine inanıyorum.
Sağlıcakla kalın!

Pazartesi, Şubat 23, 2009

ULTRA REZALET!!! ZATEN ASKIDA OLAN "GS" TARAFTARLIĞIM ÜZERİNE...

ZORUNLU BİR AÇIKLAMA!!

Çok zorunlu olmadıkça, tuttuğum kulüp olan Galatasaray ile ilgili olarak herhangi bir blog yapmamayı tercih ediyorum.
Ancak, ne yazık ki, bir kez daha sıradışı bir yazı yazmak gerekti.
Keşke, yazının konusu, örneğin 26 Şubat 2008 tarihinde, Bordeaux ile oynanacak olan UEFA kupası rövanş maçında elde edilmiş(!) olan bir zafer olsaydı. Ya da ezeli rakibimiz Fenerbahçe'yi bozguna uğrattığımız bir maç...
"Hayır" ikisi de değil... Peki ne?
Dün, yani 22 Şubat 2009 tarihinde, üstelik Ali Sami Yen Stadı'nda, ligin son sıralarında yeralan bir takımla (Kocaelispor) oynanan bir lig maçı vardı.
Sözümona siz şampiyonluğa oynuyorsunuz! (Bir hafta önce de, yine düşme potasındaki Antalyaspor'a tarihinde ilk kez yeniliyorsunuz. 2 haftada etti mi size 6 puan!)

SKOR : 2-5 yani 5 gollü bir mağlubiyet,
YANİ, ULTRA REZALET!!!

Mesele, salt mağlubiyet olsa... Telafi edilebilir, belki...
Şimdi, nerden başlayalım...

Öncelikle bu yazının, kesinlikle alınan skorlar üzerine kaleme alınmadığının bilinmesi gerekir.
Bu anlama, zaten " GS" taraftarlığımı bir süreliğine dondurmuştum.(Bakınız, 23 Nisan 2008 tarihli yazım).
O gün ile bugün arasında, benim için değişen hiçbir şey yok. Neden mi?
Çok basit. Futbol bir takım oyunudur. Başarı ya da başarısızlık bir sistem, mantalite meselesidir. Örnek, tabii ki, Manchester United. Sistem kurulmuştur; futbolcular gelir, gider. Bir takım,
asla bir ya da iki oyuncu üzerine monte edilmez, edilmemeli.

Biz ne yaptık?

GS'da takım oyunu var mı? Sadece, bireysel. Değil mi?
Sizce Baros'u, Kewell'ı ne motive eder?
Para mı, başarı mı?
Yanıt: Hiçbiri...
Neden, çünkü her ikisine de doymuşlar.
Buna ekleyin, Lincoln'ü, Meira'yı, müzmin sakat Linderoth'u...
Başarı nasıl olabilir ki? Ya da, kalıcı olabilir mi?
Tercihleriniz yanlış.

AMAÇ NE?..

Salt amaç, tribüne şov yapacak yıldız oyuncu transfer edip, şeref tribününde rahat rahat maç seyretmek olunca;

Bir süre sonra işler sarpa sarınca, "biz nerede yanlış yaptık" diye apışıp kalırsın...
2000'li yıllardaki başarının ardında, sadece 3 isim Hagi, Popescu, Taffarel yok. Bir de sizin geriden yetiştirdiğiniz oyuncular var.

Tıpkı dökme suyla değirmenin dönmeyeceği gibi;
Toplama takımla da başarı olmaz. Olursa da, çok kısa süreli olur.

Nitekim 2.Fatih Terim döneminde ne oldu? Koca bir fiyasko!!

ŞİMDİ, DAHA YOLUN BAŞINDA TESTİ KIRILMIŞTIR!!

DİLEYELİM Kİ, FELAKET DAHA DA BÜYÜMEDEN, 26 ŞUBAT AKŞAMI BİR ZAFER ELDE EDİLSİN; OLASILIĞI AZ DA OLSA, BU MÜMKÜN...

ESAS SORUN BUNDAN SONRA...

1) BU YIL KAYBEDİLMİŞTİR...
2)ÖNÜMÜZDEKİ YILIN ÇALIŞMASI HEMEN BAŞLATILMALI. "DUAYEN", "ÖRNEK", HERKESİN SAYGI DUYACAĞI BİR GALATASARAY'LI ESKİ FUTBOLCU, FUTBOL ŞUBESİ'NİN BAŞINA GETİRİLMELİDİR
3)YİNE BU İŞİ İYİ BİLEN, KENDİSİNİ KANITLAMIŞ ESKİ FUTBOLCULARDAN OLUŞAN BİR TRANSFER EKİBİ OLUŞTURULMALIDIR.
4) EN AZ 3 YIL SÜRELİ BİR TAKIM OLUŞTURULMALI; YAŞ ORTALAMASI 22'Yİ GEÇMEMELİ
5) SEÇİLECEK HOCA BAŞARIYI YAKALAMIŞ, TECRÜBELİ ANCAK KALLİ GİBİ DE KÖRPE(!) OLMAMALIDIR.
6) TRANSFER EDİLECEK OYUNCULARDA ORTAK PAYDA, PARAYA DEĞİL, BAŞARIYA AÇ, ODAKLI; EN AZ 3-4 SENE VERİM VEREBİLECEK OYUNCULAR OLMALIDIR.

2008-EYLÜL-Berlin
2008-EYLÜL-Kopenhag
2008 - EYLÜL- BERGEN
OSLO - VIGELAND PARKı
2008-EYLÜL-Norveç
2008-EYLÜL-Stockholm
2008 HAZİRAN-Tunus
2008 HAZİRAN-Palermo
2008 HAZİRAN-Bergamo
JAN 2008-LONDON
Houston Science Museum
Houston Fine Arts Museum
HOUSTON
KACKAR MOUNTAIN REGION
LORO PARQUE/TENERIFE
BUDAPEST
WIEN
PRAG
PRADO MUSEUM
DONOSTIA/SAN SEBASTIAN
BILBAO
CUBA
MOROCCO
MADRID
BARCELONA&COSTA BRAVA
AMSTERDAM
LISBON
PARIS
BANGKOK
NORTHERN THAILAND
THAILAND-ISLANDS
SOUTHERN THAILAND
MALAYSIA