Gezgin

Two ex-bankers were long time on the roads. But 2006 is opening anew perspective to their 17 year-long happy marriage.Because TWINS, have already decided to be on the way, saying "Count us in as well". From now on,we altogether are much more powerful. İki eski bankacı,uzun zamandır yollardaydı. Ancak 2006 yılı;17 senelik mutlu beraberliklerine farklı bir pencere açtı.Zira,"İkizler" çoktan yola koyulma kararı almışlardı bile,"Biz de varız" diyerek..Artık,daha da güçlüyüz...

Çarşamba, Ağustos 30, 2006

ATATÜRK'ÜN GÜNEŞ ÜLKESİ...

Bu aydınlık insanların yurdunu karanlığa dönüştürmek isteyenlere lanetle;

Yoktu ülkemiz
Onu biz yaptık
Kıtlıktan ve ışıktan
Düşten umuttan

Yoktu özgürlük
Onu biz yaptık
Akıldan sevgiden
Topraktan ve terden

Kaldırın
Kaldırın karanlığı
Kaldırın
Söküp atın burdan

Yoktu cesaret
Onu biz yaptık
Bayraktan ve emekten
Ve seher ğöğünden

Yoktu ışığın yolu
Tarihi biz yaptık
Sümer'den Hitit'ten
Ve özgürlükten

Kaldırın
Kaldırın karanlığı
Kaldırın
Söküp atın buradan

İşte bir söz büyüyor
Günaydın barış diyor
Tohum kasırgayı söylüyor

İşte bir söz büyüyor
Günaydın barış diyor
Güneşten bir ülke doğuyor

(Tevfik Taş)

O ŞAYAK KALPAKLILARIN ÜLKESİ'NE...

Tıpkı, "Şayak Kalpaklı Adam" gibi, zaferden ve de geleceğinden emin , özgür, bağımsız bir Ulusun bireylerine...

Bayramınız Kutlu Olsun!..



26 AĞUSTOS GECESİNDE SAAATLER
İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR


Saat: 2.30

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi, ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin, gece yıldızların altında
kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için
ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın,
daha küçük kaldığı için
ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
evimize, aşkımıza ve kendimize dair
sesler geldiği için
kayalıklardan şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını
seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.
Düşman üç saatlik yerdedir
ve Hıdırlık tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
Kuzeydoğuda Güzelim dağları
ve dağlarda tek tek
ateşler yanıyor
.......
.......
........

Dağlarda tek tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin
yanında,
birdenbire beş adım sağında O'nu gördü.
Paşalar O'nun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: "3", dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde
yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlıyacaktı.

NAZIM HİKMET

Pazartesi, Ağustos 28, 2006

TWO QUESTIONS TO PLATON..


EFLATUN(PLATON)'A İKİ SORU SORMUŞLAR...

Birincisi;

"İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?"

EFLATUN tek tek sıralamış:

- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler... - Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler... - Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar... - Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...


Sıra gelmiş ikinci soruya;

"Peki sen ne öneriyorsun?" Bilge yine sıralamış:

- Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır...

- Önemli olan; hayatta "en çok şeye sahip olmak" değil,

"en az şeye ihtiyaç duymaktır".

Cumartesi, Ağustos 26, 2006

YEME-İÇME ALIŞKANLIKLARIMIZ (2)...

Hatay'ın meşhur "KÜNEFE"si...Düşük ateşte,ağır ağır pişirilir. Ölçüsü şöyle; 1 kg. iri taneli,yaş, tel kadayıf, 1/2 kg.taze tuzsuz peynir, 1/4 kg.tereyağ. Resimdeki gibi büyükçe bir tepside, tel kadayıflar tereyağla birlikte iyice karıştırılıp, küçük küçük parçalara ayrılır. Oluşan karışımın 1/2'si başka bir kaba alınır. Kalan kadayıf, tepsiye el ile iyice bastırılarak yayılır.Üzerine, tuzsuz peynir, küçük parçalara ayrılarak döşenir. Başka bir kaba alınmış olan kadayıf da, peynirin üzerine iyice bastırılarak, yayılır. Duruma göre, fırında ya da odun ateşinde hafif ateşte pişirilir. Altı ve üstü hafif kırmızımsı bir şekilde kızaran künefenin üzerine; sıcak haldeyken, tatlılık derecesi isteğe bağlı olarak hazırlanan soğuk şerbet dökülür. 5-10 dakika, şerbeti çekmesi için beklenir. Künefe, sıcak sıcak servise sunulur. Hakiki künefe yedim diyebilmek için, künefenin içindeki peynirin uzaması(sünmesi) gerekir. Afiyetler!..


İşte, meşhur "Karadeniz Pide"si...Yer:Samsun, Lokantanın Adı: Terme Pidecisi. Parmaklarınızı yiyeceğinizden(!) emin olun...


Bizi dikey gösteren bu küçük resim, zorlu Sümela yolculuğu sonrası, hemen aşağıdaki bir kafeteryada çekildi. Yakınlardaki Hamsiköy'ün ünlü bol sütlü "Sütlaç"ı. İkişer tabak yiyeceğinizden, midenizi ona göre ayarlayın...

İşte, künefenin pişmiş hali...

ET.. ESKİ BİR ALIŞKANLIK...

Özellikli bir konu olan et tüketimi için, işte size birkaç örnek...Yukarıdaki resim, Yusufeli'nde çekildi. Ünlü Çağ Kebabı, şekilde görüldüğü gibi tüketiliyor. Buraya kadar herşey normal. Ancak, sıkı durun, saat sabahın sekizi...Zira, birazdan, siz sağolun, hiç birşey kalmamış olacak. Afiyet!




Bu iki resim ise, İnebolu'da sabahın 7'sinde çekildi. Olay, bir kuzunun geceden kuyuda her tarafı kapalı bir ortamda pişirilmesi süreci. En az 5-6 saat sürüyor. Adı, "Kuyu Püryanı". Kahvaltı niyetine, afiyetle yeniyor.







AYDER YAYLASI &YUKARI KAVRON...

Keşke yaşadığımız dünya, resimlerde olduğu gibi yemyeşil olsa...Oysa, bir zamanlar Ayder Yaylası öyleydi. Her yeri olduğu gibi, ne yazık ki, orayı da bitirdik. Bu nedenle, şayet, yanınıza bu resmi alıp giderseniz, hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Bunu baştan belirtelim. Aslında Ayder, ibretlik "örnek bir durum" olarak ele alınmalı ki, belki -hala bozulmamış bir yer varsa-diğerlerine ders olsun!..




Yukarı Kavron, Kaçkar Dağı çıkışları için de kullanılıyor...



Bu resim, Ayder'in iyi(!) hali...




ÇILDIRMAYANLARIN MEKANI, ÇILDIR...


Kışın üzeri buz tutan ve üzerinde otomobillerin dolaştığı; Doğu Anadolu Bölgesi'nde, Van'dan sonra en büyük olan Çıldır Gölü'nün muhteşem güzelliğinin farkına, ancak ağustos ayında varabilirsiniz. O da kısa bir süre için...Her daim yağmur eksik olmaz. Üzerinde bulunan 4 adadan en büyüğü ve önemlisi Akçakale antik yerleşim bölgesidir.











ARTVIN...THE NATURE WONDER!..

Artvin'in, yaklaşık % 40'ı orman. Kendinizi ormana bırakın ve kaybolun!

ŞAVŞAT/KARAGÖL'E MUTLAKA GİDİN VE ÇADIRDAN, DOĞANIN SESSİZLİĞİNİ FARKEDİN!


BORÇKA/KARAGÖL'DE DE MUHTEŞEM BİR DOĞA SİZLERİ BEKLİYOR!



YEŞİLİN BU TONLARINI KOLAY KOLAY HER YERDE BULAMAZSINIZ!..

MERKEZDEN BİR GÖRÜNTÜ...


İŞTE, FAKİR BAYKURT'UN, EFKAR TEPESİ'NDEKİ ÜNLÜ EFKAR LOKANTASI. EFKAR DAĞITMANIZ İÇİN BİREBİR!..





Cuma, Ağustos 25, 2006

RAFTING AT YUSUFELI...


Yusufeli'nde Rafting...



Rafting parkuruna doğru yol alıyoruz...

Ekip başı, son bir kez botları kontrol ediyor...



Yaklaşık 1.5 saatlik macera başlamak üzere...


Ağustos Ayı olmasına rağmen, dünyanın sayılı rafting parkurlarından olan Çoruh Nehri, yine bildiğiniz gibi... Erler çıktı meydane!..

Rafting sonrası, en güzel yorgunluk Barhal Çayı üzerinde atılır.Şöyle demli birer çay ve gelsin dübeşler, düşeşler...


ON THE WAY ALONG KACKAR SUMMIT(2) ...

Kaçkar zirve tırmanışı öncesi, "acclimatization"yani vücudun yüksek irtifaya uyum sağlayabilmesi için; yaklaşık 3.000 metredeki "Dilberdüzü" ana kamp alanında, duruma göre 1-2 gün kalmak gerekebilir. Bu arada, havanın da, tırmanışa uygun olup olmadığının gözlemlenmesi gerekmekte Olgunlar Köyü'nden, ana kampa doğru yol alıyoruz. Bu yürüyüş, yaklaşık 2.5-3 saat sürmekte. Bu arada, tabii ki, molalar da verdik.
Yükseklerde hava durumunu kestirmek son derece güç. Bu resim, az önce biten yoğun yağış sonrasında çekilmiştir. Hava, birden günlük güneşlik oluverdi, sanki hiç yağmamış gibi...Tek sorun rutubet. Islanan giysilerin kurumaması.
Katırlar, eşyaların ana kampa taşınmasında oldukça önemli bir rol oynuyorlar.

İşte, yaşamın geçtiği mekanımız...


ON THE WAY ALONG KACKAR SUMMIT ...

BARHAL KARAGÖL...
NEFİS DOĞADA...
EHH, BİRAZCIK DA MOLA!..


KARLAR, AĞUSTOS'A RAĞMEN...
Yabani Böğürtlenler...


SUSADIKÇA, KANA KANA DOĞAL SU İÇTİK...



Perşembe, Ağustos 24, 2006

TREKKING AT KACKAR MOUNTAINS...

KAÇKAR DAĞLARINDA TREKKİNG (3.937 m.)

Öncelikle, size Artvin ilinden sözetmek istiyorum. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Gürcistan'a sınır olan Artvin’in, kuzey doğusunda Ardahan, Güney ve Güneydoğusunda Erzurum ve batısında ise Rize ili yer almaktadır. Dağlık bir arazi yapısına sahip olmasından dolayı harita üzerindeki izdüşüm alanından çok daha geniş bir yüzölçümü vardır. Dağlar, derin vadiler ve deniz...Sekiz ilçesi mevcuttur. Artvin aşağı mahallesiyle, yukarı mahalleleri arasında 1000 metrelik bir irtifa vardır. Genel yüzölçümü 7.436 km2’dir. Köyleri ile birlikte nüfusu 32.461, merkez ilçe nüfusu 20.605’dir.
Karadeniz yüksek dağlarla yüz yüzedir. Ilık ve nemli hava dar kıyı şeridinde yağmuru bol bir iklime dönüşür. Yüksek dağların arkasında kalan bölgelerde ise, iklim oldukça farklılıklar gösterir. Karın çok az yağdığı yerlerle, kışın 9 ay sürdüğü yerler birbirinden fazla uzak değildir. Bu farklı sıcaklık ve iklim özellikleri, aynı zamanda, çok zengin bir bitki örtüsü anlamına da gelmektedir. Dünyanın sayılı rafting parkurlarından olan Çoruh Nehri, Yusufeli'nden Artvin topraklarına girer. Oltu Suyu ve Barhal Deresi ile birleşen Çoruh, Muratlı’da Gürcistan sınırını geçip, Batum topraklarına girer ve Batum’da Karadeniz’e ulaşır.
Tüm bu akarsuların geçtiği vadiler botanik bahçeleri gibi bir floraya sahiptir. Nemli iklimin iç kısımlarda karasallaşması, yükselti arttıkça sıcaklığın düşmesi Artvin'deki bitki örtüsünün değişik ve gür olması sonucunu vermiştir. Alçaklardaki Ladin, yükseklik arttıkça yerini köknar ve sarıçama bırakır. Yaylalarda geniş dağ çayırları bulunur. Kısa mesafelerde farklı iklim ve çok çeşitli bitki örtüleri görülür. Artvin’in, % 40’ı ormanla kaplıdır. Büyük bölümü, iğne yapraklı. 1000 metreden sonra karışık orman bitkisi; 1600 metreden sonra ise, iğne yapraklılar görülür. Eteklerde, doğu ladini yaygındır. Kayın ağaçlan da bulunmaktadır. Yükseklerde ise sarıçam vardır. Kaçkar Dağları'nda köknar ve sarıçam mevcuttur.
Bölgede, okuma-yazma oranı, Türkiye ortalamasının çok üzerindedir. Olumsuz koşullara rağmen; besicilik, kümes hayvancılığı, kültür balıkçılığı, arıcılık ve seracılık yapılmaktadır. Çay, tütün, fındık, mısır başlıca tarım ürünleridir. Bakır ve altın en bilinen yeraltı kaynaklarıdır.




ZİRVE TIRMANIŞLARI


Kaçkar Dağ silsilesi, batıdan doğuya doğru 3 bölüm halinde uzanır.Batıda Verçenik, Ortada Kavran ve Doğuda Altıparmak dağları yeralır. En kolay ulaşım, kuzey yönünden. Bu yön için, Ardeşen/Rize üzerinden Çamlıhemşin’e gelinir. Bu yol 75 km.dir. Tırmanma hazırlıkları Ardeşen ve Çamlıhemşin’de yapılarak; Kaçkar Dağı tırmanışı için Ayder Yaylası’na, Verçenik Dağı tırmanışı için Çat Köyü’ne gidilir.



Verçenik Dağı Tırmanışı (3.711 m.)

Önce, Çat Köyü’ne gidilir. 4 saatte Ortaköy’e çıkılır; yürüyüşe devam edilerek, İşmer Yaylası’nda kamp kurulur. Zirve, kamp yerinin hemen yakınında yükselir. Hem kuzey hem de güney yönünden tırmanış mümkün.


Kuzeyden tırmanış için;


Hazırlıklar, Ayder'de yapılır . Otomobil ile de, istenirse, Aşağı Kavran ve Yukarı Kavran'a kadar gidilebilir. Aşağı Kavran’la Yukarı Kavran arası yürüme ile gidilirse 1,5 saat zaman alır. Yukarı Kavran’dan, 2 saatlik bir yürüyüşle, 2900 mt. yükseklikteki Boğaçayırı (Öküzçayırı) denilen yere ulaşılır ve kamp kurulur. Kampyerinden Kavran dağları doruklarına çeşitli tırmanışlar yapılabilir. En yüksek doruk olan Kaçkar’a (3932 mt.), kuzeyden 7-9 saatlik tırmanışla doruğa varılır.


Güneyden tırmanış için;


Yusufeli,Barhal,Yaylalar(Hevek),Olgunlar, Meretet rotası takip edilerek tırmanılır. Yusufeli Olgunlar'a kadar kara ulaşımı mümkün. Son hazırlıklar Yusufeli'nde yapılır. Eksikler, Yaylalar (Hevek) Köyü’nden de temin edilebilir. Bölgede çadır da kurulabilir. Malzeme taşımak için katır kiralanabilir. Yaylalar köyünden ana kamp yeri olan Dilberdüzü Mevkii’ne( yak.3.000 mt.), 3 saatlik yürüyüşle çok rahat gidilir. Ana kampın çevresinde, günübirlik tırmanışlarla zirve denemesi yapılabilir. Bu arada da, vucudun yüksekliğe uyum sağlamasına çalışılır. Zirve tırmanışı, genellikle sabah erken saatlerde, 5 civarı başlar. Güneşin dağlar arasından doğuşuna tanık olunur. İlk uzun mola, Deniz Gölü’nde (3335 m) verilir. Deniz gölü, dünyanın o yükseklikteki en büyük 2. gölüdür. Deniz Gölü’nden sonra artık, zirve yolunda baş başayız. Toplam 5-6 saatlik zorlu bir yürüyüşle, Kaçkar Dağı zirvesine varılır. Hemen altımızdaki bulut denizini görmek bütün yorgunluğu alır. Bulutların arasından çıkan tepeler, sanki küçük birer ada. Hava tamamen açıksa yaylalar, vadiler, göller unutulmaz bir resital sunarlar. Zirve defterini imzalamak size kalmış bir şey. Dönüş, tabii ki, daha kısa sürmekte. Yaklaşık 2-2.5 saatte tekrar Dilberdüzü kamp alanına dönülebilir. En ideal aylar, Ağustos ve Eylül aylarıdır. Bu aylarda, krampon ve kazmaya ihtiyaç yoktur. Güney rotasından Altıparmak dağlarına gitme imkanı da vardır.

Cumartesi, Ağustos 19, 2006

BANGKOK RESİMLERİ(3)...






BANGKOK RESİMLERİ(2)...






BANGKOK RESİMLERİ...






BANGKOK/TAYLAND NOTLARI...

GÜLEN İNSANLARIN ÜLKESİNDEYİZ...


Don Muang Havaalanı'na sorunsuz iniyoruz. Çok geçmeden de, kendimizi, "backpacker"ların cenneti!ne, Kao San Road'a atıyoruz. Henüz akşamın ilk saatleri...Beklendiği gibi: Renkli, yeni yeni hareketleniyor. Neon ışıklar göz kamaştırıyor. Sanki, sabahın ilk saatleri, gün yeni başlamış gibi...Kimi, bizim gibi, yeni gelmiş, kalacak bir yer bulma peşinde; kimi, yerleşmenin ve ortama alışmanın verdiği rahatlıkla sokağın esrar perdesini aralamış, yeni gelenleri selamlıyor; kimi de, sanki yıllardır orada yerleşik...“ Bir Ceza Avukatının Anıları" nı oynuyor; anılarını sorguluyor.
Biraz sağa sola fiyat soruşturuyoruz. Tabii, çoğu yer dolu. "Bize de bir vardır" diye diye, en sonunda, Cadde'nin ortalarında bir yere postu seriyoruz.

New Nite Chareon Hotel / Kao San Road

Thai dilinde “ Krungthep” denilen “ Melekler Şehri/ City of Angels” Bangkok , 1782’de Kral Rama 1 tarafından , Siam ülkesinin başkenti olarak kurulmuş.Bugün nüfus, 8 milyonun üzerinde.
Öncelikle, “wat”ları görmek istiyoruz. Otelin önündeki “tuk-tuk”çulardan birinin, “10 Baht" tuzağı(!)na-bilmeden- atlıyoruz. Henüz bir kaç dakika gitmişken, başlıyor “ gasoline coupon" diye tutturmaya. Meğer istediği, bir gümrüksüz satış mağazasına gitmekmiş. "Hanut"çuluk karşılığında, bedava benzin kuponu alıyor. Bundan dolayı da, aslında, daha fazla alması gerekirken; sırf "iş olsun” diye, müşteri ayartıyor. Ancak, girdiğimiz mücevher mağazasında bizim hiç işimiz olmayacağını da bilmiyor. Mağazada yeterince kalmadığımız için, tabii, kupon da alamıyor. Sonuç? Yalvar yakar bir başkasına gitmeye bizi ikna ediyor. Biraz da acıyoruz. Mağazada gezme süresini, bu kez, daha uzun tutuyoruz. Çıkışta, “aldın mı ?” diye soruyoruz. Başını sallıyor.

“Wat Saket”e doğru yola çıkıyoruz. Yan tarafından, 318 basamakla çıkılan ve nefis bir Bangkok panoraması sunan, “ Temple of The Golden Mount / Wat Phu Khao Thong" olarak da bilinen Wat Saket; Kral Rama 4 döneminde tamamlanmış, oldukça görkemli. Ziyaret sonrası, Tapınak dışına çıktığımızda, "tuk-tukçu", işinin görülmüş olması nedeniyle olsa gerek, ortalarda yok. Fazlaca önemsemeyip, yolumuza devam ediyoruz. Uzun bir yürüyüşle, Chao Phraya Nehri’ne yakın “ Sanam Loang / Royal Field” denilen bölgeye geliyoruz. İnsanların rahatlamaya çalıştıkları bir açık alan. Sonrasında, nehre doğru yöneliyoruz ve bir uzun kuyruklu(long tail) kayıkla( 400*2 Baht ); Bangkok’un, dar kanallar arasında sürdürülmeye çalışılan, öteki yüzündeki yaşamı yakından algılamaya çalışıyoruz. Bir saat süren gezi sonunda, 3 farklı Bangkok olduğu sonucuna varıyoruz. İlki, Rama 6 ekspres otoyolu ile Chao Phraya Nehri arasında kalan kısım, Old Town. Diğeri, kanallar arasındaki geleneksel görüntülerleBangkok. Sonuncusu ise, Rama 6 ekspres yolunun sağında, Bangkok’un doğu kısmında yer alan, Silon, Siam Center ve de Sukumwit’de karşımıza çıkan modern Bangkok .
Tekne gezisi sonrası, Şehrin modern yüzüne doğru, Silom Road’a gitmeye karar veriyoruz, yine bir ” tuk-tuk”la( 50 Baht). Neredeyse 3-4 km’yi bulan Rama 4 Caddesi üzerinde, Lumpini Park’ın köşesinde iniyoruz. Yoğun trafiğin ve kalabalığın göbeğinde, böylesi bir parkı görmek bizi, oldukça şaşırtıyor. Zira, gezinti/ koşu alanları, yüzme havuzları, spor sahaları ile mükemmel bir rekreasyon alanı oluşturmuşlar. Bir kez daha, bizi yönetenlere hayır(!) dualar ediyoruz. Zira, bunu, çokça hakediyorlar..Gelelim Park'a;

Cuma akşamüstü saatleri…İnsanlar, işlerinden çıkmak üzereler, birkısmı da çoktan çıkmış; birazdan, müzik ve eğitmen eşliğinde başlayacak “ areobik” seansına katılmak üzere yerlerini çoktan almışlar bile. Müzik başlıyor ve genci yaşlısı, kadını erkeği ritme kendilerini bırakıyorlar.İki adım ötede, yaşları çoktan altmışı deviren genç(!)ler, adeta otuzluk ihtiyar(!)lara taş çıkartırcasına bilmem kaçıncı turu atıyorlar, parkın etrafında. Bir başka köşede ise, bir grup genç; sanki, müzikle “ el sallıyorlar” yaşama. Büyükçe bir gölet ve oturma grupları; duş almak isteyenler için kabinli soyunma odaları…Kendi insanlarımıza reva gördüğümüz yaşamı düşündükçe, kahrolarak dışarı çıkıyoruz. Karşı tarafına, 2 km’yi bulan, upuzun Silom Road’a dönüyoruz. Alttan kara trafiği işliyor; üstten de, “BTS” denilen, Sky Train, Silom Metro hattı. Eğlencenin, “Go-go” barların yoğun olduğu bir yer. Son derece hareketli. Caddeden aşağıya doğru yürüyoruz. Bir taraftan da, yağmur kendini hissettirmeye başlıyor ve giderek etkisini arttırıyor.Tabii, mevsim itibariyle normal. Bir kahve molası veriyoruz "Starbucks"da. Hem dinlenmek hem de biraz kurulanmak üzere.
Giderken 50 Baht ödediğimiz “tuk-tuk”çular; dönüşte, tam akşamın civcivli saatinde, yağmuru da dikkate alarak, Kao San Road için pazarlığı 150-200 Bahttan açıyorlar. "Al takke ver külah”, ancak 130 Bahta çekebiliyoruz fiyatı, şükrederek. Zaten, taksiler de aşağı yukarı bu rakama gidiyor.

Ertesi gün, “Emerald Budha” ve “Royal Palace”a gitmek istiyoruz. Önce, Chao Phraya Nehri’ni, daha sonra da "Sanam Luang"’ı sağımıza alarak, güneye doğru yürüyoruz. Kişi başı 200 Baht vererek, her iki kompleksi de ziyaret etmek mümkün. Tabii, "Thai" bedava. Önce, “ Wat Phra Kaeo / Temple of The Emerald Budha” yani “ zümrüt buda" heykelini görüyoruz. Tayland’da en çok saygı gösterilen Budha imajı, 3 bölümden oluşuyor. Grand Palace, Kral Rama I’ in 1782’de hükümdarlığını sürdürdüğü alan.Ancak, ne hikmetse kapalı.Buradan, yine güneye doğru, hemen arkasındaki “Wat Pho/Wat Pra Chetuphon" a geçiyoruz. I6.yüzyılda yapılmış. Şehirdeki en eski, en geniş ve en çok “ pagoda”ya sahip “wat”. İçinde, 46 metre uzunluğunda ve 15 metre yüksekliğinde, altın kaplamalı, bir de boylu boyunca uzanan “ reclining budha” imajı var. Burasının geçmişte, Tayland’ın ilk üniversitesi olduğu da düşünülüyor. Şimdilerde ise, popüler bir masaj merkezi haline gelmiş durumda.


Bir o yana bir bu yana volta atarak, ayaküstü “Pad Thai” yemeyi; küçük bir torbada dilimlenmiş ananas ya da küçük pet şişe dolusu taze sıkılmış mandalina suyu içmeyi; haşlanmış mısırı; sokakta açılan giysi tezgahlarını; akşam saatlerinde kurulan kaldırım lokanta(!) larında "noddle" yemeyi; ikinci el kitap satışı yapılan tezgahlarını; o sevimli "tuk-tuk"çuların, "Madam tuk-tuk" deyişlerini; farklı kültür ve milliyetten insanların, hele de, sabahın dördünde, uykunuzun o en tatlı saatlerinde, hemen yanınızdaki bir otelden bağrışa bağrışa havuza girmelerini. Daha neler neler!.. Tüm bunları yaşamak için, işte tam aradığınız adrestir "Kao San Road"; aslında ise, bir şenlik, yaşanması gereken. Her türden bütçeye hitap eder.Tek başına gelseniz de, yalnız değilsinizdir orada. Kimse sizden sıkılmaz, siz sıkılmadıkça...

Bir başka gün, “Siam Meydanı”na gidiyoruz. Hareketli, telaşlı bir koşuşturma içindeki Ploenchit’ te yürüyoruz. Devasa “Dünya Ticaret Merkezi”nin birbirinden şık dükkanlarına girip çıkıyoruz. Bu arada, en üst katta, çocuklar için yapılmış kapalı buz pateni pistini seyre dalıyoruz. Sonrasında, “Ratchadomri" Caddesi'ne; daha çok bayan moda ürünleri ile dolu “Pratunam Complex” e ; oradan da, “Phetburi" Caddesi'ne. Sırada, elektronik eşya cenneti “ Pantip Plaza" var. Sirkecideki “Doğubank” benzeri; beş katlı, elektronik eşya adına “yok yok”. Akşamı; “Patpong “ un cıvıltılı, neon lambalarının saçtığı ışıklar altında, müşteri bekleyen gencecik Thai kızlarının çalıştığı “Go-go” barlarının arasında, bir “cafe”de karşılıyoruz, birer sıcak çikolata içerek.
Sonrasında, bir taksiye atlayıp, otelimizin yolunu tutuyoruz. Geceden arta kalan zamanı; terasda, uçsuz bucaksız Bangkok manzarasına dalarak geçiriyoruz...

Cuma, Ağustos 18, 2006

YOUR DREAM HOME IN DEVENTER/HOLLAND

Our lovely friends have just started to run a pension in beautiful Deventer/Holland. Do remember visit them and say "hello" in our part... Posted by Picasa

ONCE THE LIFE WAS IN OUR VILLAGE!..

Nostalgia is not staying anymore in Şenköy,our village. Need some time for those lovely days... Posted by Picasa

Perşembe, Ağustos 17, 2006

TENERİFE RESİMLERİ(2)...





TENERİFE RESİMLERİ...





LORO PARQUE RESİMLERİ(3)...





LORO PARQUE RESİMLERİ(2)...




LORO PARQUE RESİMLERİ...





TENERİFE NORTE/İSPANYA NOTLARI...

TENERİFE NORTE NOTLARI…


Madrid Barajas’dan, 19.45’de kalkan Air Europe uçağı bizi, yerel saatle 21.15’de (Madrid’e göre 1 saat geri) Tenerife Norte’ye, “Los Rodeos” Havaalanı’na, başkent Santa Cruz’a getirdi.
Ocak ayının son günlerinde hava, mevsim normallerinde, 20 derece civarında. Havaalanından çıkışda girdiğimiz otobanın biri, Ada’nın batı tarafına, kalacağımız Puerto de la Cruz Bölgesi’ne; diğeri ise, güney Tenerife’ye, Los Cristianos’a, Los Americas’a doğru gidiyor. Sahile bitişik, dar, kıvrım kıvrım, yaklaşık 25 kilometrelik bir güzergah sonrası şehir merkezine, “Paseo de San Telmo”ya, San Telmo Plajı’na bakan otelimize geliyoruz.
Puerto de la Cruz, oldukça şirin, ay çöreği şeklinde sahile konumlanmış, yer yer devasa otelleri de barındıran, Avrupalıların kış mevsiminde yazı yaşamak için tercih ettikleri bir bölge.
Hemen önümüzde, deniz suyundan oluşturulmuş, büyüklü küçüklü havuzlardan oluşan “laguna” denilen “Lago Martianez” var. Atlas Okyanusu’nun dalgalarıyla boğuşmak istemeyenler, özellikle Almanlar, burayı tercih ediyor. Diğer tarafta ise, uzayıp giden plaj. Kumu ise, simsiyah.
Merkezden kalkan, birkaç vagondan oluşan akülü tren servisi, yaklaşık 10 dakikalık bir yolculuk sonrasında bizi, “Loro” Park denilen hayvanat bahçesine(
www.loroparque.com ) getiriyor(Giriş 24 €). Singapur’dakinden esinlenildiği anlaşılan ve şehre hakim bir tepeye kurulan bu suni cennette kendinizi kaybedebilirsiniz. Hemen her tür hayvanı görmek olası. Özellikle penguenler, deniz aslanları(sea lions), Bengay kaplanları, rengarenk Afrika papağanları, yunuslar…
Ada’nın her noktasını, otobüs garajından kalkan ve “Gua Gua” denilen otobüslerle, % 50 indirimli “bono-bus” kart satın alarak dolaşmak olası. Bu kartla önce, başkent Santa Cruz’a gidiyoruz. Ada’nın idare merkezi ve tipik bir liman şehri olmasının ötesinde fazlaca bir özelliği yok. Yaklaşık 1 saatte hemen her tarafını dolaşıyoruz. Bir başka güzergahımız ise, güneydeki Los Americas ve hemen bitişiğindeki Los Cristianos… Her ikisi de, oldukça popüler. Kanarya Adaları’na bağlı bir başka ada olan La Gomera’ya geçiş noktası. Yaklaşık 1.5 saatlik bir yolculukla otelimize dönüyoruz.
“Teide Ulusal Parkı”, Tenerife’nin ortalarında yer alıyor. En yüksek noktası “Pico del Teide”, 3.718 metre yükseklikte. Çoğu zaman karla kaplı.


Meraklısına Notlar…

1) Madrid’den iki kişilik Tenerife Norte; 3 yıldızlı bir otelde, iki kişi, 5 gece,yarım pansiyon konaklama, uçak g/d, vergiler dahil 550 -600 € civarı.( www.travelplan.es )
2) Kanarya takımadaları, yönetimsel olarak, iki kısma ayrılmakta. Doğu,”Las Palmas”olarak adlandırılmakta ve “Gran Canaria”, “Fuerteventura” ve “Lanzarote”den; batı ise, “Santa Cruz de Tenerife” olarak adlandırılmakta ve “Tenerife”, “La Palma”, “La Gomera” ve “Hierro” adalarından oluşmakta.
3)Adalar, bağlı olduğu İspanya’ya 1.500 km.; oysa ki, Afrika Kıtası’na ise, sadece 115 km. uzaklıkta.
4)Adaların toplam yüzeysel yüzölçümü, hemen hemen Madrid özerk bölgesi kadar.(7-8 bin km kare)
5)Adalar, “sub-tropikal” bölgede yer almakta ve yumuşak bir iklime sahip. Yılboyu ısı, 18 derecenin altına;30 derecenin de üstüne çıkmaz.



Pazartesi, Ağustos 14, 2006

Mug Bathing-Near Koycegiz/Turkey


Mug Bathing-Near Koycegiz/Turkey, originally uploaded by kanibirs.

Strolling in the past..Saw this pic.Do try it!..

HÜRRİYET- ZAMAN TÜNELİNDE YOLCULUK/Küba

Bugünkü Hürriyet Gazetesi'nin Seyahat Eki'nde, 2006 yılı başlarında,Küba'ya yaptığımız gezi ile ilgili notlar yeralmakta...



H�rriyet - Zaman t�nelinde yolculuk K�ba

Pazar, Ağustos 13, 2006

PHUKET/TAYLAND RESİMLERİ...





Cumartesi, Ağustos 12, 2006

YORUMSUZ...

 Posted by Picasa

ERDEK...SOn GÜNLER...




Artık yavaş yavaş veda zamanı geliyor Erdek'e...Terasda güneşi batırdığımız günlere, sabah çayını içtiğimiz o sahil çay bahçelerine... Posted by Picasa

ALP ve MERT 6.AYLARINI BİTİRDİLER...

 Posted by Picasa

Cuma, Ağustos 11, 2006

SUKHOTHAİ RESİMLERİ..




AYUTTHAYA RESİMLERİ...





KANCHANABURY RESİMLERİ...

Kwai Köprüsü


E
Erawan Şelaleleri...

Perşembe, Ağustos 10, 2006

ALP ve MERT'e ANNELERİNDEN İLK ŞİİR...

Size;

İlk tekmelerinizi hissettim bu sabah,
İlk kuvvetli tekmelerinizi.
Sevginizle bir kez daha doldu yüreğim.
İlk gününüzü hayal ettim,
Sizi kucaklayacağım.
"Allahım " dedim;
Yüreğim çıkacak gibi oluyorsa,
Henüz içimdelerken,
Kucağıma aldığımda,
Hele de ilk emzirdiğimde,
Kalbim nasıl dayanır,
Yüreğimden taştığında sevgileri...

04.08.2006 / Erdek

Derviş ve Amcası!


Derviş ve Amcası!, originally uploaded by kanibirs.

Bir gün, Derviş eve dönerken, çoktandır görmediği amcası ile karşılaşır! Sonra ne mi olur? Bilmem ki...

CANLI SAVAŞ MÜZESİ...KANCHANABURY

Kanchanabury/Tayland Notları;


Kanchanabury; Tayland’ın üçüncü büyük şehri, yaklaşık 19.500 km kare yüzölçümüne sahip. Ülkenin su, elektrik ve tarımsal ürün ihtiyacının büyük bir kısmını karşılıyor. Batı yakasını, tümüyle Myanmar’a dayamış; kuzeyinde, Tak ve U-Thai Thani ; doğusunda, Suphanburi ve Nakhon Pathom ; güneyinde de , Ratchaburi şehirleri var; Bangkok’a 130 km uzaklıkta, 13 bölgeden oluşuyor.
Kwai Yai ve Kwai Yoi nehirleri birleşip, Mae Klong adını alarak şehri boydan boya katediyor.Şehir de, nehre paralel olarak, güneyden kuzeye, şehri kuşatan otoyolun her iki tarafında gelişmiş durumda.
Yolumuz önce, Tayland’ın başkenti Bangkok’a yaklaşık 100 km.uzaklıktaki, Yüzer Market(Floating Market/Damneon Saduak)’e düştü.
Kararmaya yüz tutan akşamın ilk saatlerinde, Somut Songkran adlı bir yerleşim yerinde, yol kenarında inip, bir “tuk- tuk”la, adını bile hatırlamadığımız bir otele gittik. Amaç, sadece geceyi burada geçirip, ertesi sabah erkenden, 23 km ötedeki Damneon Saduak’a hareket etmek.
Yüzer market; birkaç kolu olan bir su kanalı üzerinde, çok geniş bir alana yayılı. Bir saatliğine kiraladığımız bir uzun kuyruklu kayık(long tail boat)la, kanallar arasında dolaştık. Küçük kayıklarının içini tıka basa meyve sebzeyle doldurmuş, başlarında yöreye özgü ilginç şapkaları ile satıcı kadınlar; zaman zaman turistlere de laf atarak, mallarını satmaya çalışarak, gündelik yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlardı.
Önceleri, tamamen yerleşik halka satış yapma amacıyla kurulmuş olan markette; turistlerin ilgisi yoğunlaştıkça, sebze-meyve satıcılarının yanısıra, hediyelik eşya satıcıları da yerlerini almaya başlamış. Gezi sonunda ise, her turistin zorunlu durağı, “coconut factory” olarak adlandırılan,ancak daha çok, ağaçtan oyulmuş, Tayland’a özgü hayvan figürlerinin ve aklınıza gelen her türlü hediyelik eşyanın satıldığı büyükçe bir hediyelik eşya mağazası...

Sam’s River Raft House / Kanchanaburi Town…


Öğle saatlerinde turist gruplarının akınına uğrayan marketi geride bırakıp, yaklaşık iki saatlik bir yolculuk sonrası Kanchanaburi’ye ulaştık.
Tren İstasyonu’nun karşısında, Kwai Yai Nehri boyunca sıralanmış, birkaç pansiyondan biri olan “ Sam’s Guest House” ( www.samsguesthouse.com )’da kalmaya karar verdik.(Geceliği 250 Baht ; 40 Baht= 1 $ )
Odamız; nehrin üzerine yerleştirilmiş bir platformda yeralıyor. Ara ara esen rüzgar ve birer fincan kahve eşliğinde, önümüzden geçen gezi teknelerini izliyoruz. Şimdilerde sakin sakin aksa da, nehrin bir zamanlar, II.Dünya Savaşı’nın vahşetine tümüyle tanıklık ettiğini düşünerek… .

Hiç vakit kaybetmeden, iki saatlik bir yolculuk sonrası, 65 km ötedeki Srisawat Bölgesi’ne, Erawan Ulusal Parkı içinde yer alan Erawan Şelaleri’ne gittik.(Giriş, kişi başı 200 Baht. Oysa, yerli halk için 20 Baht).
Aynı ana kaynaktan doğup, farklı yüksekliklerde havuzlar oluşturarak akan, küçüklü büyüklü yedi ayrı şelalenin bulunduğu bu Ulusal Park; turistlerin olduğu kadar, yerel halkın da, özellikle hafta sonları, piknik yapmak için akın ettiği bir yer. Şelalelerin oluşturduğu doğal havuzlarda yüzenleri seyrederek, ancak beşinci şelaleye kadar tırmanmayı (1800 metre) başarabildik. Altıncısı 300 metre, yedincisi ise 100 metre sonra. Son otobüse bitkin bir şekilde, terden sırılsıklam yetişebildik.
Ertesi günü, şehir içinde, 2.Dünya Savaşından arta kalan izleri gözlemlemeye ayırdık. Önce; yaklaşık 3 km ötedeki, 2.Dünya Savaşını tüm şiddeti ile yaşamış, mahkumların el emeği ile yapılan, Kwai Köprüsü’ne yöneldik.
Kwai Yai Nehri üzerinde yer alan bu muhteşem köprü; Burma ile Tayland’ı birleştiren ve adına “Ölüm Demiryolu”(Death Railway) denilen; 415 km uzunluğunda, 303 km’si Tayland’da, 112 km’si ise Burma’da olan demiryolunun bir parçası. Sözkonusu demiryolunun yapımına 1942’de başlanıp, 16 ay gibi çok kısa sürede, 1943 yılında tamamlanmış. Rayların üzerinde, tarihi sanki tekrar yaşıyoruz…
Sonrasında, şehrin aşağı kısımlarında yer alan ve bir açık hava müzesi olan “Jeath War Museum”a gittik.1977’de kurulan Müze; 2.Dünya Savaşı esnasında inşa edilen “ölüm demiryolu”nun yapımından arta kalan parçaları bir araya getirmek amacıyla oluşturulmuş. Savaş mahkumlarının, demiryolu yapımı esnasında kaldıkları bambu evlerden bir benzerinin içine; sergilenmek üzere çeşitli fotoğraflar, makaleler, savaşta kullanılan malzemeler yerleştirilmiş. Hatta, burada, Kwai Köprüsü’nü tahrip etmek için atılan bir bomba da görülebilir.
Savaşı ve kötü izlerini çağrıştırmaması adına, “Death/ Ölüm” kelimesi yerine “Jeath “ tercih edilmiş. Buradaki “J” harfi Japonya’yı; “E” İngiltere’yi; “A” Amerika ve Avustralya’yı; “T” Tayland’ı ve “H” de Hollanda’yı temsil etmekte.
Ancak, ne yapılsa,yaşanan o dehşet dolu yılları silip atmak pek mümkün değil. Nitekim de, kaldığımız yere çok yakın bir noktada yeralan savaş mezarlığı; burada, ne denli bir vahşetin yaşandığının sanki canlı bir tanığı gibi, gerçekleri, tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermekte. Gencecik fidanların, bir hiç uğruna, yaşama veda ettiklerini görmek, insanı derinden etkiliyor.


Eski Başkent,Ayutthaya…


Bangkok’un 86 km kuzeyinde; 1167 yılında Burma’nın saldırıları ile tamamen tahrip olana kadar, 1350-1767 yılları arasında, 417 yıl Tayland’ın başkenti olan; Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınan ; yüzölçümü 2556 km2 ve 16 bölgeden oluşan Ayutthaya gezimize ; gezilecek tarihi yerlerin dağınık ve şehir merkezinden bir hayli uzakta olması nedeniyle, “tuk-tuk “ kiralayarak başladık . Yaklaşık 4,5 saatlik gezi ücreti, 450 Baht.
Pa-Sak, Chao Phrao ve Lopburi nehirlerinin birleştiği noktada yer alan kültür varlıkları gezimize, önce “Wat Phanan Choeng” ile başladık. Şehrin güneydoğu bölgesinde, Pa- Sak nehri üzerinde yer alan ve 1324 yılında yapılan bu Wat’ın içinde öylesine büyük bir “Oturan Budha” imajı var ki; tümünü bir resim karesine almak, yeterince alan olmaması nedeniyle, nerdeyse imkansız. 19 metre yüksekliğinde ve bir dizinden diğerine olan mesafesi ise 14 metre. İkinci olarak, yine şehrin güneydoğu kısmında, tren hattının sağında kalan bir bölgede yer alan ve 1357 yılında kral U-Thong tarafından yaptırılan “ Wat Yai Chai Mongkol”u ziyaret ettik. İsmini, kral Büyük Naresuan’ın, Burma’ya karşı kazandığı zafere atfen yapılan ve şehrin her yerinden görülebilen devasa “ Pagoda” dan almakta. Bahçesinde ayrıca, boylu boyunca uzanmış bir Budha imajı da görülebilir.
Buradan, şehrin güneybatı ucuna, “ Wat Chai Watthanaram”a geçtik. 1630’da, Kral Prasatthong’un, Kamboçya’ya ( Kymer ) karşı elde ettiği zaferin anısına; Siem Reap’daki, “ Angkor Wat “ın bir benzeri olarak yaptırılmış.
Sonrasında, antik şehrin içine, “Wat Lokayasutharam “a geldik. Özelliği, yüzünü doğuya vermiş, 37 metre uzunluğunda ve 8 metre yüksekliğinde dev bir “Yatan Budha” imajı olması . Hemen karşısında ise, “ Wat Phra Si Sanphet” yer alıyor. Kraliyet törenleri ve ritüelleri için kullanılmış, oldukça geniş bir alana yayılı, üzerinde 3 adet pagoda; yanısıra, bir de, yüksekliği 16 metreye varan “Ayakta Duran Budha” imajı var. Bir zamanlar tümüyle altınla kaplıymış; ancak, 1767’deki Burma işgali sırasında işgalciler tarafından yağmalanmış.
Phraram Park, antik şehrin tam ortasında kurulu, suni havuzlardan ve yemyeşil bir alandan oluşuyor. Parkın etrafında; “ Wat Thammikarat, King U-Thong Anıtı, Wat Phraram, Wat Ratchaburana ve Wat Mahathat” var. Bunlara da dışarıdan şöylece bir göz gezdirdikten sonra; birkaç yüz metre ötede kurulan “night market” a, akşam yemeği için gidiyoruz. Akşamları yol kenarına, portatif masalarda servis edilmek üzere, her türden uzakdoğu yemeği sunuluyor. Şehri, gerçekte, oralarda soluyorsunuz. İş çıkışı, çalışanlar da iştirak edince, öylesine kalabalık oluyor ki; sanki, insanların evlerinde hiç yemek pişmediğini düşünmeye başlıyorsunuz.


Sukhothai…

Gece 22.30’da, Ayutthaya’dan hareket eden vip otobüsümüz, öylesine rahattı ve biz öylesine yorulmuştuk ki; doğrusu, nerelerden geçtik, otobüs hiç mola verdi mi vermedi mi bilemeden, kendimizi bir anda, yeni Sukhothai Otobüs Garajı’nda bulduk. Saat, sabaha karşı dört, ortalık zifiri karanlık...
Peronda biraz oyalanıp; yarı uykulu vaziyette, günün aydınlanmaya yüz tuttuğu ilk ışıklarına dek beklemeye karar verdik. Otobüsten iner inmez bizi, yine “tuk-tuk”çular karşıladı. İçlerinden biriyle, 3-4 saatlik bir gezi için, 350 Bahta anlaştık. Günün ilk renkleri ile birlikte, şehrin 12 km dışında yer alan ve tüm anıtsal yapıların bir arada toplandığı “ Historical Park”a doğru yola çıktık. Parkın içindeki 6 adet Wat’ı, sırasıyla, “Wat Mahathat”, “Sri Sawai”, “Trapang Npoen”, “Chana Songkhram”, “Sra Sri” ve “ Wat Mai”yi ; bunun yanısıra, parkın dışında kalan “ Phra Phai Luang” ve “Si Chum”u da gördük. 05.30 ‘da başlayan soluksuz turumuz, 08.30 civarı tamamlandı.Şehir merkezinde, ucu bucağı belli olmayan bir geçit törenine tanıklık ettik. Orjinal, kendine özgü, her renkte giysiler içindeki korteji bir süre şaşkın bakışlarla izledikten sonra, otobüs garajına yöneldik.

Çarşamba, Ağustos 09, 2006

KUZEY TAYLAND RESİMLERİ...

Burma Sınırı...


Mekong Nehri...

CHİANG MAİ/TAYLAND RESİMLERİ...





Salı, Ağustos 08, 2006

BİR BAŞKA TAYLAND...CHİANG MAİ

Bir Başka Tayland…Chiang Mai

Kuruluşu 1296’lara dayanan, Bangkok’un yaklaşık 700 km kuzeybatısında bulunan farklı bir kültür mozayiği, Chiang Mai…
300’ün üzerinde tapınaktan ancak birkaçını ziyaret edebiliyoruz. Önce, en eskisi, 1296 tarihli “ Wat Chiang Man “; 1345 tarihli “ Wat Phra Sing “ ve en sonunda da , 1411 tarihli “Wat Chedi Luang “ ı…
Kaldığımız Wiriya House, merkeze yakın, iki katlı, sevimli bir yer. Akşam saatlerinde, şehrin nabzını tutan ve bir renk cümbüşüne dönüşen mekana, “gece pazarı”na doğru yöneliyoruz. Chiang Khlan Road’un her iki yanına kurulan pazardaki satıcılardan, çeşitli ağaç oyma hayvan figürlerini, hindistan cevizi ağacından yapılmış mutfak kaplarını, incik boncuk, has ipek örtüleri gibi pek çok hediyelik eşyayı bulmak mümkün. Bir başka köşede ise, acıkan karnınızı çok ucuza doyurabileceğiniz seyyar tezgahlar, gerçek Tayland mutfağı…
Bu arada, Chiang Mai’de kalacağımız üç güne birer tur ayarladık. Bunlar, sırasıyla “Chiang Rai/Golden Triangle” turu ( kişi başı 800 Baht ) ; “Doi Inthanon Ulusal Parkı”( kişi başı 700 Baht ) ; “Doi Suthep”( kişi başı 300 Baht ) . (1 $ = 40 Baht )


Altın Üçgen(Golden Triangle) Turu…

07.15’de, 191 km uzaklıktaki Chiang Rai’ye doğru harekete ettik. Yaklaşık 60 km gittikten sonra, 3 ayrı doğal sıcak su havuzunun bulunduğu bir kaplıca bölgesine ulaştık. Havuzlara, içinde yumurtaların olduğu sepetler sarkıtılmış. Doğal sıcaklıkta, birkaç dakika içinde pişen yumurtalar ziyaretçilere satılıyor.
Yaklaşık, 3 saatte Chiang Rai’deyiz. Önce, öğle yemeği için, 61 km daha kuzeydoğuya, Laos sınırına yakın, Chiang Saen’e, Mekong Nehri’ni tepeden gören konumdaki bir lokantaya geliyoruz. Bu noktada, biraz Tayland mutfağından bahsedelim. Yemekler, genelde sebze ağırlıklı; yanında da, haşlanmış pirinç servis ediliyor. Ancak, alıştığımız ve de daha hafif olan zeytinyağı yerine, daha çok palmiye yağı kullanılıyor. Bu durumda, tavuk kızartması bile ağır olabiliyor.
Yemek sonrası, çok kısa bir yolculukla Sop Ruak’a ulaşıyoruz. Burası 3 ülkeyi, Myanmar, Laos ve Tayland’ı bir araya getiren “Altın Üçgen”(Golden Triangel) denilen nokta…Sırada, bu ülkelere sınır teşkil eden Mekong Nehri’nde; arkasında motoru olan, uzun kuyruklu sandalla(long tail boat), adeta mistik(!) bir gezi var. Yağmur öylesine şiddetli yağıyor ki; neredeyse, göz gözü görmüyor. Uzun yağmurluklarımıza rağmen, yine de, sırılsıklam oluyoruz.
Önce, Burma’nın kontrol ettiği noktaya ulaşıyoruz; sonrasında ise, Laos’a ait küçük bir adaya, bir miktar ayakbastı parası ödeyerek(adam başı 20 Baht) çıkıyoruz. El emeği ağaç oymalarının yer aldığı hediyelik eşya ve içki satışı yapılan birkaç dükkan dışında, gözümüze fazla bir şey çarpmadı. Zaten, şiddetli yağmurdan da, etrafa bakmak pek mümkün olmadı.


Buradan, Mae Sai’ye, Tayland’ın en kuzey ucuna, Burma sınırına gittik. Günübirlik geçişin de(kişi başı, 5 $) mümkün olduğu, küçük bir kasaba. Çevre, alışveriş dükkanları ile dolu. Her sınır kasabasındaki o tatlı telaş, koşuşturma hakim. İnsanlar, sanki zamana oynuyorlar. Biz de onlara uyup, fazla kalamadan, tekrar Chiang Mai’ye dönüyoruz.

Doi Inthanon Ulusal Park Turu…

İkinci turumuzda, 1005 km2 alana yayılı, içinde irili ufaklı birkaç şelaleyi de içeren “Ulusal Park” ziyareti var. Ayrıca, Tayland’ın en yüksek noktası (2565 m)nı da görme fırsatımız olacak. Şehrin batı yönüne doğru yol alıyoruz. 1,5 saatlik bir yolculuk sonrası, Park’a varıyoruz. Girişden, 20 km daha yukarıda, bölgenin en büyük iki şelalesinden biri olan Vachirathan’a( diğeri Mae Klang Falls ) uğruyoruz. Su, oldukça yüksekten, hışımla akmakta. İkinci durağımız da, bir şelale: Siriphum. Adı, kraliçe Sirikit ve kral Buhimihol’den türetilmiş. İlki kadar olmasa da, görkemli.
Buradan, “Ağaç ve Bitki Geliştirme Merkezi”ne uğradık.Merkezde, dağ kabilelerinde ( hill tribes) yaşayan insanlara, özel bir proje kapsamında iş bulma imkanı sağlanmış. Tek şart; haşhaş üretimi ve kabile yaşamını bırakmaları. Yemek sonrası, Inthanon Dağı’na tırmanmaya devam ediyoruz. Sırada, kralın 60. yaşı nedeniyle, kendisi ve karısı için yaptırdığı, oldukça heybetli iki adet “Pagoda” ziyareti var. Biri bir tepede, diğeri de tam karşısında.
Sonrasında; 20 dakikalık bir tırmanışla, Tayland’ın en yüksek noktasına, 2565 metreye ulaşıyoruz. Görülmeye değer bir florada manzaranın keyfini sürüyoruz…


Doi Suthep Turu….

Chiang Mai’deki üçüncü günümüzde, son turumuz, şehrin 16 km batısında yeralan ve kökeni, 16.yüzyıla uzanan “ Wat Phra That Doi Suthep”. Bir Budist tapınağı.
Tur, saat 08.30’da başladı.Gün boyunca bize, yıllarca Hong Kong’ta çalıştığından iyi İngilizce konuşabilen, bir taksi şöförü eşlik edecek. Yarım saatte, tapınağın bulunduğu meydanda buluyoruz kendimizi ve başlıyoruz 306 basamaktan oluşan merdivenleri tırmanmaya. Gözümüze ilk çarpan, merdivenlerin her iki başından başlayıp, yukarı kadar devam eden mitolojik yılan figürü(naga stair). Girişte, tapınağa şortla girmemize izin verilmiyor. Görevlilerin verdiği, kadınlar ve erkekler için farklı, uzun giysileri geçiriyoruz üstümüze.
Tapınağın ortasında, altın plakalarla kaplı Pagoda(Chedi), yaklaşık 24 metre yüksekliğinde.Tabanı ise 12 metre genişliğinde.Dönüşte; Doi Suthep’in simetrisinde yer alan, ünlü Bo Sang’e, el yapımı eşyaların üretilip satıldığı “Handicraft Village”e uğradık. Çoğunlukla kadınların çalıştığı bu atölyelerde; küçük ağaç semsiyelerin el emeğiyle nasıl yapıldığını, rengarenk boyandığını keyifle izledik. Ayrılırken, “backpacker” tarzını aşmayan, birkaç küçük hediyelik eşya satın almanın kime ne zararı olabilirdi ki…

Salı, Ağustos 01, 2006

ALP ve MERT' den MESAJ VAR!..

Sevgili ikizlerimiz Alp ve Mert, daha henüz 22 haftalık olmalarına rağmen, bizlere bir an önce kavuşmanın heyecanı içindeler; fazlaca hareketliler.. Bu durum bizi, erken doğum konusunda biraz endişelendirse de...Artık, daha az hatta nerdeyse hiç hareket etmememiz konusunda yoğun telkinler aldık doktorumuzdan. Ya sabır!

2008-EYLÜL-Berlin
2008-EYLÜL-Kopenhag
2008 - EYLÜL- BERGEN
OSLO - VIGELAND PARKı
2008-EYLÜL-Norveç
2008-EYLÜL-Stockholm
2008 HAZİRAN-Tunus
2008 HAZİRAN-Palermo
2008 HAZİRAN-Bergamo
JAN 2008-LONDON
Houston Science Museum
Houston Fine Arts Museum
HOUSTON
KACKAR MOUNTAIN REGION
LORO PARQUE/TENERIFE
BUDAPEST
WIEN
PRAG
PRADO MUSEUM
DONOSTIA/SAN SEBASTIAN
BILBAO
CUBA
MOROCCO
MADRID
BARCELONA&COSTA BRAVA
AMSTERDAM
LISBON
PARIS
BANGKOK
NORTHERN THAILAND
THAILAND-ISLANDS
SOUTHERN THAILAND
MALAYSIA