Eminim, benim gibi, sizler de ibretle izliyorsunuzdur, nasıl bir Türkiye’de yaşadığımızı. Keşke, Hrant Dink cinayeti sonrası, şu son günlerde, güzelim yurdumuzda yaşananların hepsi birer uydurma, hayal mahsulu, gerçekdışı, düzmece, kurgusal şeyler olsa! Yani o fotograf ya da yazılı ve görsel medyada yer alan türlü rivayetler… Yeni güne; yüce Atatürk’ün, o hayalini kurduğu, “ çağdaş uygarlık düzeyi ” yolunda çaba gösteren, tüm milletleri kucaklayan, barışcıl bir ülkenin bir ferdi olarak tekrar uyanabilsek! Sizce, çok mu istediğim?
Bakın, Vatan’da, Sn.Ruhat Mengi, 3 Şubat 2007(dün) neler yazmış, bazı alıntılar yapalım:
“ Derin devlet yüze göze bulaşınca! ”
Uzunca bir süredir dinliyoruz “derin devlet” hikâyelerini... Dün Bekir Coşkun’un “Devleti görünce kaçın” başlıklı yazısında pek öz ve pek güzel şekilde anlattığı gibi gümrük kaçakçılığından orman ve arazi talanına, bombalama olaylarından suikastlere, cinayetlere kadar en ciddi skandal ve olayların arkasından devlet bağlantıları ortaya çıkıyor.Bırakın ülkenin düştüğü durumu, milletin paniğine bakın... Hangi dehşet verici olayla karşılaşsa ………….aynı anda devletiyle de karşılaşıyor.Suçun sorumlusunun bazen müsteşar, bakan, bazen belediye, bazen vali ya da Emniyet olduğu anlaşılıyor.Hrant Dink cinayetinin sanığı Ogün Samast ile jandarma karakolunda “hatıra fotoğrafı” çektiren, üstelik bir katille çekilen fotoğrafa Türk bayrağını ve Atatürk’ün “Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez” sözünü dekor olarak kullanan jandarmalar için şimdi mazeret üretiliyor.Fotoğrafın karakolda çekilmediği ileri sürüldüğü gibi “bu fotoğrafları basına sızdıranlar” suçlu ilân ediliyor.Oysa yatıp kalkıp fotoğrafları sızdıranlara teşekkür etmemiz lâzım. Bu kafanın, katillere bile paye verip bayrakla bütünleştirecek kafanın, çekinmeden “devletin cezalandırmak üzere yakaladığı” ağır suçluyla “devlet çatısı altında fotoğraf çektiren devlet gücü” cesaretinin ortaya çıkarılması lâzım.Çıkarılmalı ve cezalandırılmalı ki işlediği suçu “vatan, millet” sevgisine bağlayarak hafifletmeye çalışanlar buna izin verilmeyeceğini, vatan sevgisinin şiddetle bağdaşmayacağını, bu ülkede hak, hukuk olduğunu anlasınlar. Aynı hataya düşecek olan herkes anlasın. Bu toplumun şiddetle millî duyguları asla yan yana getirmeyeceği görülsün. Emniyet’e cinayetin işleneceği önceden bildiriliyor ama gereken önlemler alınmıyor.………………..
Bu nasıl güvenlik, nasıl adalettir ki ağır suçluların hepsi sokaklara salıverilmekte, masum insanları yok etmekte ve topluma dehşet salmaktadır.Hükümet bu kadar ciddi bir olayın sorumluluğunu taşımazsa neyin sorumluluğunu taşır?Şimdi herkes “derin devlet” peşinde. Oysa ortada gayet sığ ve gözle görülen bir durum var... Sorumlular belli. Konuşsunlar da öğrenelim bakalım polisin ve jandarmanın bu lakaydisinin, iki taraflı çalışmasının sebebi nedir? Kendi hatalarıyla bütün devletin ve milletin suçlanmasına ne hakla neden olmaktadırlar?New York’ta tek bir belediye başkanı; Rudolph Juliani örnek çalışmasıyla, polisi de yenileyerek ve temizleyerek koca şehri muma çevirmişti.Tek bir kişi!Biz ne zamana kadar bekleyeceğiz böyle bir kahramanı?
Anlaşılan Sn. Mengi, daha çok bekleyeceğiz…
Toplum nezdinde hak ettiği değeri tam olarak bulamadığını düşündüğüm ünlü şairimiz Tevfik Fikret; bakın, 1912 yılında, özgürlük, adalet, eşitlik yolunda ulusa verdiği sözleri unutup, baskıya yönelen “İttihat ve Terakki Partisi” ni, “ Yağma Sofrası ” adlı şiirinde (kısaltılmış ve günümüz türkçesi ile) nasıl yeriyor:
YAĞMA SOFRASI
Bu sofracık, efendiler-ki,yutulmayı bekliyor
Huzurunuzda titriyor - şu milletin hayatıdır;
Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki can çekişiyor!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...
Yiyin efendiler yiyin, bu iç açıcı sofra sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Şu nimetler yığını, bakın gelişinizle iftihar eden!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...
Yiyin efendiler yiyin, bu şenlikli sofra sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün esenliğini, tüm gönül sevincini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...
Yiyin efendiler yiyin, bu bütün iştah sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler güçlü, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...
Yiyin efendiler yiyin, bu çığırtkan sofra sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bilmem, başkaca söze gerek var mı? Ya da, bugünleri düşünerek mi söyledin, ey Fikret!..