OĞULLARIMA MEKTUPLAR / MEKTUP 6
Evet, gerçekten de, yepyeni bir mekanda, yepyeni bir hayata başladık, 1993 Ocak ayında. Seçtiğimiz turizm sektörü için en uygun mekanın, bir çok faktörü dikkate alarak, Antalya olduğuna karar verdik. “ Küçük olsun, az kazanalım, ancak birlikte olalım ” düşüncesi vardı içimizde. Gerisi ise, boştu. Birlikte, her türlü güçlüğü yeneceğimize olan inancımız tamdı. Ama, sonradan anlaşılacaktı ki, Türkiye’de yaşıyordunuz; üstelik, iş konusu da “ turizm ” gibi kaygan bir zemindi; koşullar, gelişmeler sadece size bağlı değildi. Beklenmedik, ters esecek ufak bir rüzgar, sonumuz olabilirdi. İşte, böylesine radikal, oldukça nazik bir karar verdiğimizi, ancak yıllar sonra anlayacaktık. Tabii, bir de, Türkiye’de “ esnaf ”lık yapmanın, yeni bir işe girişmenin, yatırım yapmanın ne denli zor, karmakarışık bir konu olduğunu, geç de olsa, anladık. Bedelini de ödeyerek…Ayrıntısına girmeyeceğim. Çünkü, çok tatsız.
Sadece şunu söyleyeyim. Bugün dakikada onlarca uçak inen Antalya Havaalanı’na, terör nedeniyle, hiç uçak inmediğini( Haziran 1993); ülkenin, alınması gerekli ekonomik kararlar, yapılması gereken reformlar zamanında yapılmadığı için, uçurumun eşiğine geldiğini henüz birkaç ay geçmişti ki anladık. Ancak, iş işten geçmişti. Bütün birikimimizi, adeta toprağa gömmüştük. Hatta, öyle ki; kazanmadığımız, zarar ettiğimiz belgelerle sabit olmasına rağmen, değil ülkeyi, kendilerini bile idare etmekten aciz insanların, ekonomik krizi bahane ederek çıkardıkları olağanüstü vergileri bile ödemek durumunda kaldık.
Yavrularım; siz siz olun, bu ülkede sakın ola ki, yatırımcı olmayasınız. Bilesiniz ki, dünya başınıza yıkılır. Çünkü, sizler de, tıpkı bizler gibi, o dönen çapraşık düzenin dişlileri arasına giremezsiniz; yalan, dolan, sahtekarlık düzeninin içine…
Neyse ki, ikimizin de, hala geçerli birer mesleği vardı. Yine, döndük “ kürkçü dükkanı ”na, yani bankacılığa. Yıl, 1995. Ancak, gördük ki, köprülerin altından çok sular akmış. Enflasyon sarmalına dolanan ülkemizin patronları, en kolay soygun yeri olarak bankacılığı görmüşler. Her tarafta, bakkal dükkanı gibi açtıkları şubeler kanalıyla, halktan yüksek faizlerle topladıkları paraları kolaylıkla, fütursuzca, sıkılmadan kendi şirketlerine aktarabilmişlerdir. Sözüm ona bu işlerden sorumlu olanlar, “ sermaye yeterlilik ” rasyosunu bile arama gereği duymamışlar; böylelikle, sonraki krizlerin de tetikçiliği yapılmış oluyordu.
Büyüdükçe göreceksiniz ki; bu tür ülkelerde, halkların her daim ödeyeceği bir fatura vardır. Ya da, beceriksiz yöneticilerin ülkeye çıkardıkları faturaları hep halklar öder. Sorumlu arasanız da, bulunmaz; zira, düzen, onlar için kurulmuştur.
Aşağıdaki alıntılarla bu mektuba da, böylece son vermek istiyorum:
“MANEVİ MİRASIM AKIL VE BİLİMDİR” ATATÜRK
“ Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır…Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur…Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar. ”
Erdal Atabek (Cumhuriyet / Mayıs 2006 ) : “ Sevgili Çocuğum ”
“ Şimdi beş yaşındasın, bir an önce büyümek istiyorsun……..Büyümek, büyüklerin dünyasına karışmak, o dünyadaki yerini almak istiyorsun……………………....
Yaşamak için çalışmak sevgili çocuğum, öncelikle yaşadığı ortamı fark etmek, her canlının, hayatta kalmak için yapması gereken ilk iştir.
………………Senin gücün, dışından gelecekler değil, içinde gelişecek olanlardır. Bu güç bilincindir, iradendir, kendini görebilmendir, kendini denetleyebilmendir, kendini yönetebilmendir.
Bilinç, neyin ne olduğunu, ne olmadığını, yaptığını neden yaptığını, yapmadığını neden yapmadığını, doğrunun ve yanlışın ne olduğunu anlayabilmektir.
İrade, yapman gerekenleri anlamak, bunları her engeli aşarak yapabilmendir. Yapmaman gerekenleri de yapmamayı başarmandır.
…………………..On yıl sonra yaşamının önemli bir dönemecini yaşayacaksın. Okullarını seçeceksin, bir süre sonra da, geleceğinin alanlarını seçeceksin. Yirmi yıl sonra da seçimlerinin sonucuyla karşı karşıya kalacaksın.
Nasıl bir geleceği seçmiş olacaksın acaba? İşte buna sen karar vermiş olacaksın.
Zamanında doğru kararlar verebilmişsen, geleceğin senin ellerinde biçimlenecek. Ama işini rastlantılara bıralmışsan, geleceğin de rastlantılara kalmış olacak.
“Artık o günün koşulları” mı diyeceksin, “Şansım, kaderim, kısmetim” mi diyeceksin.
Bunlarla kendini oyalama sevgili çocuğum. Şans,kader,kısmet diye bir şey yoktur. Bunlar, “doğru yerde, doğru zamanda, doğru biçimde bulunmak”tan başka bir şey değildir.
“Bakalım hayat ne gösterecek?” diye bekleyenler hep yanılır sevgili çocuğum.Hayat, bizim ona verdiklerimizi zamanı gelince bize geri verir. Olay budur ”




































