Gezgin

Two ex-bankers were long time on the roads. But 2006 is opening anew perspective to their 17 year-long happy marriage.Because TWINS, have already decided to be on the way, saying "Count us in as well". From now on,we altogether are much more powerful. İki eski bankacı,uzun zamandır yollardaydı. Ancak 2006 yılı;17 senelik mutlu beraberliklerine farklı bir pencere açtı.Zira,"İkizler" çoktan yola koyulma kararı almışlardı bile,"Biz de varız" diyerek..Artık,daha da güçlüyüz...

Salı, Ağustos 28, 2007

GÜLE GÜLE(ÜLKEMİN) SON LAİK CUMHURBAŞKANI...

SAYIN AHMET NECDET SEZER
ÜLKEMİN SON LAİK CUMHURBAŞKANI;

SON BİRKAÇ SAATİNİZ KALDI ÇANKAYA KÖŞKÜ'NDE...
ÇAĞDAŞ, LAİK, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ ESAS ALAN, GERÇEK BİR DEVLET ADAMI OLDUNUZ. BÜYÜK ÖNDER G.MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN OTURDUĞU O KOLTUĞU BAŞARIYLA TEMSİL ETTİNİZ. ÖNÜNÜZDE, SAYGI İLE EĞİLİYORUM.
NE YAZIK Kİ, ÜLKEMİN SON LAİK CUMHURBAŞKANI OLDUNUZ. BUNDAN BÖYLE O YÜCE MAKAM HEP BOŞ KALACAK BİZLERİN GÖZÜNDE...
ZOR BİR DÖNEMDE, ÇOK ZOR KOŞULLAR ALTINDA GÖREV YAPTINIZ. HİÇ HAKETMEDİĞİNİZ ÇİRKİNLİKLERE KONU OLDUNUZ.
HERZAMAN, HER TOPLUMDA BOL MİKTARDA BULUNAN SEVİYESİZ İNSANLAR, SİZİ KENDİ DÜZEYLERİNE ÇEKMEK İSTEDİLER.
AMA O ASİL VE HUKUKTAN TAVİZ VERMEYEN GÖRÜNTÜNÜZ SAYESİNDE, HERZAMAN DİMDİK AYAKTA DURMAYI BAŞARDINIZ. BUGÜNKÜ VE GELECEK KUŞAKLARA ÖYLESİNE ÖRNEK OLDUNUZ Kİ...
SİZİ ÇOK AMA ÇOK ARAYACAĞIZ. GÜLE GÜLE GİDİNİZ...

OĞULLARIMA MEKTUPLAR / MEKTUP 9









Sevgili Oğullarım;

Bugün, tam 10 aylık oldunuz. Ancak, bizim gözümüzde öylesine büyüyüp serpildiniz ki…Doğrusu, gözlerim dolu şu an. Gün gün gelişmenizi izlemek bize büyük keyif veriyor. İkiniz de, hemen hemen yürüme aşamasındasınız; bir iki ay içinde yürüyebileceğinizi düşünüyorum. Zaten bir süredir, elinizden tuttuğumuzda rahatça yürüyorsunuz. Boylarınız 74’er santim; kilolarınız, Alp seninki 11, Mert senin kilon ise, 10 kg civarı. İkiniz de çok hareketlisiniz.
“ Babacığım, bugünlerde bir günümüz nasıl geçiyor? ” diye merak ediyor olabilirsiniz. Hemen söyleyeyim:

06/06 30- Güne çoğunlukla bu saatlerde başlıyoruz. Sabahları en büyük keyfiniz, BBC Prime’ın çocuk kuşağı programı “ wake up to cbeebies ” ile kahvaltı etmek. Öylesine hoş ki, bizler de tiryakisi olduk. Kahvaltınız, işte bu şartlarda, duruma göre ortalama 20-25 dakika kadar sürüyor. Zavallı(!) anneciğiniz de, peşinizde… Birer kaşık birer kaşık tabaklarınızı bitirmeye çalışıyor. Tabii, bu arada, her tarafınızın mamaya bulaştığını söylememe bile gerek yok.

07 30- Kahvaltı sonu ve sonrasında temizlenme, üst-baş değiştirme faslı.

08 30- Uyuma Vakti. Kalkışınızla, tekrar yatağa girmeniz arası yaklaşık 2 saat. Oldukça rahatlatıcı bir CD’niz var bugünlerde. Onu dinleyerek uykuya dalmanız, 10 dakikayı geçmiyor diyebilirim. Hemen hemen 2 saatlik periyodlarda uyuyorsunuz.

13/ 13.30- Sonraki kalkışlarınızda; uydudan yayın yapan Baby TV’yi pür dikkat seyrediyorsunuz. Yavaş yavaş öğle yemeği vaktiniz geliyor. Bu periyodla birlikte, hareketleriniz ivme kazanıyor. Atış serbest. Her tür numara sergileme faslınız.

15/15.30- Zaman zaman 16 00. Tekrar uyku. Şayet, sabah dışarıya çıkmadıysak, artık bu uyku molası sonrası kesin çıkılacak demektir.

17 30- Uyanma ve dışarı çıkış hazırlıkları başlıyor. Dört gözle beklediğinizi biliyorum. Hele mama sandalyelerinizi kapının önüne koyup, kapıyı da biraz araladık mı; hah, işte, “ dışarı çıkıyoruz ” der gibi, hareketlenmeye başlıyorsunuz.

18/ 19 30 Piyasayı süzme, kolaçan etme. Yaklaşık 1 km.lik sahil boyunca volta atma. Sonrasında, çay bahçesinde mola. Tabii, izin verirseniz. Kısmen, tilki uykusuna dalış.

19 45/20 00- Akşam yemeği faslı. Siz de bittiniz, biz de. Artık, bir an önce şu yemek faslı bitse de, herkes işine baksa!

20 45/21 00- Gece uykusuna dalış, yapı paydos!

Yaşama öylesine tutundunuz ki…Gözlerinizin parıltısından anladığımız; ikinizin de hırslı, tuttuğunu koparır olacağınız şeklinde. Umarım, yanıltmazsınız.

Gelelim bize…

Geçen mektupda, 2004 yılında yaptığımız uzunca Uzakdoğu seyahatinden bahsetmiştim. Dönüşte ise, bir süre Hatay’da, Yayladağı sınır kapısına 20 km. uzaklıkta bulunan, denizden yüksekliği yaklaşık 1000 m. olan, Şenköy’deki yayla evimizde kaldık ve yılı öylece tamamladık.

2005 yılını bir sonrakine bırakalım; bu mektuba da burada son verelim.

Salı, Ağustos 21, 2007

GÜZEL OLAN HERŞEYE-AMADO MİO






Amado Mio

Amado mio, love me forever
and let forever begin tonight
when we're together, amado mio
I don't care whether it's from the right
Many times I've whispered

Amado mio
it was just a phrase
that I heard in plays
I was acting a part
But now when I whisper

Amado mio
can't you tell I care
by the feeling there
for it comes from my heart

Salı, Ağustos 14, 2007

BENİM CUMHURBAŞKANIM ASLA OLAMAZ!..

Görüntüye bakar mısınız: Açık, güneşli bir bahar günü. Biri, boğazına kadar -tamamen düzmece nedenlerle-sarılı; diğeri ise, olması gereken zerafet içinde.
Bu mu özlenen Türk Ailesi ?



ÇOK AMA ÇOK YAZIK OLDU!


ÜZÜLDÜĞÜM; TABİİ Kİ DEMOKRATİK, ÇAĞDAŞ BİR CUMHURİYET OLMA FIRSATINI KAÇIRMAMIZ. O YÜCE DEĞERLERİ ALGILAYAMAMAMIZ...


BU ÜLKENİN NE BU TÜRDEN GERİCİ YÖNETİMLERİ,


NE DE ÇAĞDIŞI YÖNETİCİLERİ HAK ETTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM. ASLA!..


HELE HELE, BU ÇAĞDA, HAYAT ARKADAŞININ BAŞINI YULARLA SARAN


BİRİNE SAYGI DUYMAM SÖZKONUSU BİLE OLAMAZ.


ESASINDA, O KADINLARIN, BİRER BİREY OLDUKLARININ BİLE FARKINDA OLMAMALARI NE KADAR ÜZÜCÜ. ONLAR BU BİLİNCE ULAŞMADAN DA, NE YAZIK Kİ, YAPACAK FAZLA BİR ŞEY YOK.


DÜNYADAN KENDİMİZİ, DİN KİSVESİ ALTINDA SOYUTLAYARAK, HİÇ BİR YERE VARAMAYACAĞIMIZ ORTADA.


TEK KİŞİ BİLE KALSAM, BU DÜŞÜNCEM ASLA DEĞİŞMEZ.


AMA, BİLİYORUM Kİ, YANLIZ DEĞİLİM.


BİR GÜN, BU ORTADOĞU COĞRAFYASINDA DA, BİR ŞEYLER DEĞİŞECEK.


TEK SORUN; BİZLER YAŞARKEN GÖRÜP GÖREMEYECEĞİMİZ...

Cuma, Ağustos 10, 2007

ERDEK'TE GÜN BATIMI DÜŞÜNCELERİ...









My Idea Of Heaven- Leigh Nash

I never thought I'd get here
I was so far away
I didn't believe in love
Thought it was just a game people play
Everything changed when I met you
I touched your hand
You took my heart
And you led me to a better place
Just the two of us in the dark

This is my idea of Heaven lying here with you
This is my idea of Heaven nothing else I'd rather do

I never thought you'd get here
Why'd you make me wait?
But when I looked into your eyes
I recognized you were my fate
I'd been living in a lonely shell
With no windows to the world
How in God's name did you find
the lone star's loneliest girl?

This is my idea of Heaven lying here with you
This is my idea of Heaven nothing else I'd rather do
To feel you heart beating
To feel our lips meeting
This is my idea of Heaven ooooo

In Heaven love is everywhere
There is no pain there are no tears
In Heaven love lasts forever
It doesn't disappear

This is my idea of Heaven lying here with you
This is my idea of Heaven nothing else I'd rather do
To feel you heart beating
To feel our lips meeting
This is my idea of Heaven ooooo

This is my idea of Heaven lying here with you


Erdek Körfezi’ni adeta kucaklarcasına sarıp sarmalayan terasın bir köşesinde, yavaş yavaş bir gün daha batmakta… Elimde bir kadeh “ tintoretta”…

Güneşin, o her zamanki kızıllığı ile, Körfez’in uzak köşesinde, Avşa Adası açıklarında batacağı ana tanıklık ediyorum, şunun şurasında kaç gün kaldığını bilmeden yaşama.
Aklımdan yaşam ve sevgi ile ilgili bazı düşünceler geçiyor. Hadi, şimdi, “volume”ü biraz açıp, birlikte paylaşalım hayatı…



"(Bazen Yaşananlar) SEVGİ YORGUNLUĞU (MU)…"

Amaç; yaşam çıtasını daha yukarılara, soluk alıp vermenin ötesinde bir yerlere taşımak…Yoksa, öyle değil mi?
Bir soru ile başlayalım: Peki, yaşamı anlamlı kılan ne?
Sevgi…Yaşamın “olmazsa olmaz”ı; pastanın “krema”sı. Güzel olanı, yaşama anlam katan her şeyin, sevgi temelinde şekillenmesi. Ya sizce? Nasıl uzun süre susuz kalan bir bitki yaşama tutunamazsa, sevgiden yoksun bir yaşamın da, uzunca bir süre ayakta kalabilmesi olanaklı değil.
Peki durum tam da böyleyken, acaba neden yeterince özen göstermiyoruz, özünde kendi yaşamımıza?
Sevgimizi yeterince sergilemekten neden kaçınırız? Neden ya da kimden esirgeriz?
Bir bedel ödenmesi gerekiyorsa, ki gerekiyor, o halde, mutsuzluğumuz pahasına, yaşamla alay edercesine, hesaplar içine girip, neden bazen mutluluğumuzu ıskalarız?
Zaman zaman sevgimizin aşırı yoğunlaştığı, taştığı anlar vardır, öyle değil mi? Sizce, ne kadar süre ile bu yoğunluk sürebilir?
Peki, böyle durumlar, sonuçta, bir sevgi yorgunluğuna (love-fatigue) yol açar mı? Hatta, biraz daha ileri giderek, sevgi(yoğunluğu) nefrete dönüşebilir mi?
Böylesi bir durumda, sevgiyi fazlaca örselemeden nadasa bırakmak olası mı ya da bu bir çözüm olabilir mi? Tekrar yeşerip, daha da gür çıkması için…

Gelelim, yalnızlığa…




Pink Martini- la soledad

Viniste a mi

Como poesia en la cancion

Bana geldin, şarkıdaki şiir gibi

Mostrandome

Un nuevo mundo de pasion

Bana tutkuyla dolu yepyeni bir dünya gösterdin

Amandome

Sin egoismo y sin razon

Beni bencillikten uzak ve sebepsizce sevdin

Mas sin saber

Que era el amor

Yo protegi mi corazon

Bense bunun aşk olduğunu bilmeksizin kalbimi korudum daha çok

El sol se fue

Güneş battı

Y yo cantando tu cancion

Senin şarkını söylüyorum

La soledad

Se aduena de toda emocion

Yalnızlık tüm duygulara hakim oluyor

Perdoname

Si el miedo robo mi ilusion

Eğer korkum yüzünden bu büyüyü bozduysam beni affet

Viniste a mi

Bana geldin

No supe amar

Sevmeyi bilemedim

Y solo queda esta cancion

Ve geriye yalnızca bu şarkı kaldı.

Gerçekten, yaşama bir alternatif midir yanlızlık? Süreli midir? Ünlü şair Asaf “ Yalnızlık paylaşılmaz, yaşanır ” der. Sizce de öyle mi?
Yaşam; herkesin düşüncesinin aksine, acaba çok bilinmeyenli bir denklem midir?
Gelin, “ enseyi karartmayalım! ”;
“ Take it easy! ”; diyelim…
Türkçesi, içinizdeki sese kulak verin; dilediğiniz gibi yaşayın.
Son bir söz: Naçizane tavsiyem; size “ gelenek ” diye yutturulmaya çalışılan dogmalara aldırmayın.


İşte, güneş bu coğrafyadan bugün için ayrılırken, usuma gelenlerin bir kısmı bunlardı…

2008-EYLÜL-Berlin
2008-EYLÜL-Kopenhag
2008 - EYLÜL- BERGEN
OSLO - VIGELAND PARKı
2008-EYLÜL-Norveç
2008-EYLÜL-Stockholm
2008 HAZİRAN-Tunus
2008 HAZİRAN-Palermo
2008 HAZİRAN-Bergamo
JAN 2008-LONDON
Houston Science Museum
Houston Fine Arts Museum
HOUSTON
KACKAR MOUNTAIN REGION
LORO PARQUE/TENERIFE
BUDAPEST
WIEN
PRAG
PRADO MUSEUM
DONOSTIA/SAN SEBASTIAN
BILBAO
CUBA
MOROCCO
MADRID
BARCELONA&COSTA BRAVA
AMSTERDAM
LISBON
PARIS
BANGKOK
NORTHERN THAILAND
THAILAND-ISLANDS
SOUTHERN THAILAND
MALAYSIA