KOPENHAG SEYAHAT NOTLARI (19-22 EYLÜL 2008)
ELVEDA BERGEN, ELVEDA YAĞMUR!
MERHABA KOPENHAG, ANDERSEN’İN ÜLKESİ!…
Yağmurla karşılamıştı hava bizi Bergen’e indiğimizde; yine yağmurla, bu kez Kopenhag’a uğurluyor! Ne hoş!..
Geceden taksi durağını arayarak ayarladığımız taksi, tam istediğimiz dakikada, saat 07.00’da bizi alıyor kapıdan ve yola çıkıyoruz.
Yağmur, sicim gibi! Yaklaşık 1 saatte havaalanına varıyoruz ( 450 NOK tuttu). 1 saat 20 dakika sürecek Kopenhag uçuşumuz, saat 08.50’de.
Bu arada, “check-in”de, seyahatimiz boyunca ilk kez, son derece ilginç bir diyalog yaşadık. Siz siz olun, sakın ha taviz vermeyin! “Sterling” adlı ekonomi havayolu şirketi, bizden ikizlerin pusetleri için, sıkı durun tam 149X2= 298 NOK istedi. Tabii, doğal olarak, “nerden çıktı bu?” dedik. Yani, “sen iyi misin?” anlamında… “Göster bakalım nerde yazıyormuş?” dedik. Biraz da sert çıkınca, neden sonra, sanki hiç bir şey olmamış gibi, uçuş kartlarımızı istemeye istemeye de olsa, elimize tutuşturuverdi. Yaa, işte böyle!..
Saat 10.20…
Az önce, “Çirkin Ördek Yavrusu”; “Kurşun Asker”; “Küçük Denizkızı” isimli çocuk masallarına imza atmış Hans Christian Andersen’in ülkesi Danimarka’nın başkenti Kopenhag’a, Kastrup’a indik. Sanki havaalanı değil, bir şehir! Pusetlere özel bagaj muamelesi yapıldığından, bagajlarımızı biraz gecikmeli alıyoruz. Bu, genelde böyle.
Hemen alt kattaki tren istasyonuna inip, “Hovedbanegarden” yani Merkez Tren İstasyonu yönüne gidecek ilk lokal trene bilet alıyoruz (Tek yön, 30 DKK).
Bu kez, kapalı ancak yağışsız bir hava karşılıyor bizi. Yavaş yavaş, fazla da acele etmeden, oldukça merkezi konumdaki otelimize doğru yol alıyoruz.
İstasyon, Tivoli Eğlence Parkı’nın hemen arkasındaki caddeye açılıyor. Biz Park’ın ana girişinin olduğu “Vesterbrogade” Caddesi’ni takiben, “Radhus Pladsen” yani Belediye Binası’nın olduğu geniş alana doğru ilerliyoruz. Ancak oraya varmadan karşımıza, şehrin ana arterlerinden biri olan “H.C.Andersens” Bulvarı çıkıyor.
Üç gece kalacağımız (Toplam 3306 DKK ödedik) otelimiz “Danmark”, hemen bir sonraki caddede, biraz sağa doğru, “Vester Voldgade”de… Oldukça eski iki binanın birleştirilmesiyle oluşturulmuş; konumundan başka hiçbir özelliği olmayan (Bunun yerine, Andersens Bulvarı’ndaki “Dan Hostel tercih edilebilir); gereğinden pahalı… Bu fiyata ve onca yorgunluğunuza rağmen, hani biri sizi kapıda karşılasa ve de eşyalarınızı odanıza götürse! Nerde, arama!.. Daracık koridorlar, merdivenler! Gün ortasında otelde olmamıza rağmen, oda henüz hazır değil. Bekleseniz, bu kez de zaman kaybı! Çare yok; canımızı dişimize takıp, şehri tanıma turumuza başlıyoruz.
KOPENHAG: KÜLTÜR MÜ YOKSA KUMAR MERKEZİ Mİ?..
Bulunduğumuz “Frederiksberg” Caddesi, şehrin kalbi durumundaki, alışveriş ve yeme-içme dükkanları ile dolu, buluşma noktası “Stroget” denilen bölgeye uzanan yolun tam da başı.
Birkaç yüz metre gidiyoruz ve Kopenhag ile ilgili düşüncelerimiz(!) yavaş yavaş oluşmaya başlıyor…
Önümüzde, birkaç kişiden oluşan bir topluluk… Yerdeki bir nesneye odaklanmışlar. Hani, “bul karayı, al parayı” türünden bir oyun! Bir tur, 10 €’ya dönüyor. Kazanmanız paranın, yerdeki 3 küçük kutudan hangisinde olduğunu bilmenize bağlı. Resmen kumar! Üstelik, Kopenhag’ın tam da merkezinde. Oynayanlar ve de oynatanlar tabii ki, dışarıdan gelenler. Ya Türkler ya da Araplar. Yazık!...
Son derece kozmopolit bir şehir. Duruluk, saflık arama!
BİRAZ UZAKLARDA, CAZIN BÜYÜSÜ!..
Gezinme anlamına gelen “Stroget” Bölgesi, eski şehrin kalbi…
Önce “Nytorv”; sonra da, “Amagertorv” meydanlarına ulaşıyoruz.
Bu noktada, ikizleri de düşünerek, cadde üzerindeki “Illum” kafede “çay ve ihtiyaç molası” veriyoruz…
Ilık, kısmen güneşli bir sonbahar günü… Önümüzde, oluk oluk insan manzaraları... Kah onları kah içeride uzun kuyruk oluşturan kafe müdavimlerini keyifle seyrediyoruz, birer “capuccino” ve kek eşliğinde. İşte, zamanın adeta durduğu(!) bir an daha…
Fiyatlar, kuzey ülkelerinde hemen hemen aynı. Norveç, bu konuda bir adım önde. Kek, pasta, çörek seçimi oldukça zor. Tazenin de ötesinde, sanki saatlik. Hepsi çok güzel.
Moladan sonra, önce bir dolu bisikletin de park ettiği, cansız “Kongens Nytorv” Meydanı’na varıyoruz.
Ancak meydanın hemen öte tarafında renkler değişiyor, gülümsüyor. İster istemez kendinizi, yavaş yavaş cazın o büyülü havasına bırakıyorsunuz; neredeyse pas tutmaya yüz tutan kulaklarınızla tekrar dost oluyorsunuz; gördükleriniz, “ hah, onca yorgunluğa değdi” dedirtiyor…
Biliniz ki, artık “Nyhavn”da, açık denize açılan gemilerin kalkış noktasında, liman ağzındasınız. Hani şu bir zamanlar gemicilerin uzunca seferlerinden dönüşte uğradıkları ve ihtiyaç(!) giderdikleri yerde. Şimdilerde, küçüklü, büyüklü kafe ve barlarla şehrin yaşamına renk katan, at nalı şeklindeki “gece lambası”nda!..


































0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
Bu kayda verilen bağlantılar:
Bağlantı Oluştur
<< Ana Sayfa