Gezgin

Two ex-bankers were long time on the roads. But 2006 is opening anew perspective to their 17 year-long happy marriage.Because TWINS, have already decided to be on the way, saying "Count us in as well". From now on,we altogether are much more powerful. İki eski bankacı,uzun zamandır yollardaydı. Ancak 2006 yılı;17 senelik mutlu beraberliklerine farklı bir pencere açtı.Zira,"İkizler" çoktan yola koyulma kararı almışlardı bile,"Biz de varız" diyerek..Artık,daha da güçlüyüz...

Perşembe, Şubat 28, 2008

OĞULLARIMA MEKTUPLAR / MEKTUP 13



Sevgili ALP & MERT;

Size yazdığım son mektupta; artık, sizler için yola koyulma vaktinin çoktan geldiğini belirtmiştim. Nitekim de, öyle oldu…
İspanya gezimizi 2006 Şubat ayı başında tamamladık. Gelir gelmez de, sizlere kavuşmak için, ciddi bir hazırlık devresinden ve operasyondan geçtik. Sadece annenizin yüzlerce iğne olduğunu söylemem sanırım yeterli. Bu çok ayrıntılı konunun detaylarına burada girmek istemiyorum; siz bunları, daha sonra annenizle konuşursunuz.
Ancak, şu kadarını söyleyeyim ki; 17 yıl sonra gelen bu sonuç, bizim için de, çok sürpriz oldu… Artık, küçük Kanıbir Ailesi, tam 4 kişilik bir aile olmuştu. Bunu sizler sağladınız.
Bugün aradan, dolu dolu 2 yıl geçti. Sizlere kavuşmamız, biraz zorlu bir süreç sonucu da olsa; şansımız varmış ki, çoklarının yaşadığı o sancılı, netameli durumları hiç yaşamadık.
Bugün, 16.ayınızı da geride bırakıyorsunuz. Artık, düzgünce yürümenin ötesinde koşabiliyor; tırmanıyor; kendi kendinize birşeyler yiyebiliyor; kısmen de olsa, meramınızı anlatabiliyorsunuz. Daha pek çok şey var yaptığınız…
Birlikte geçirdiğimiz süre, aslında koca bir yaşamı düşünecek olursak, çok çok kısa. Ancak bu süreç kısacık da olsa, birbiri ardına, sıfırdan yaşandığını düşündüğümüzde; hiç de kolay olmadı, özellikle anneniz için. Çok geceler sizin için uykusuz kaldı. Hernekadar ben, ona yardımcı olmaya çalışsam da, işin çok büyükçe kısmını üstlenen hep sevgili anneniz oldu. Ona ne denli teşekkür etsek az olur. Ancak, tüm güçlüklere, sıkıntılara rağmen;
“ Hoş geldiniz!”… “ İyi ki geldiniz aramıza! ”…
Bundan böyle hep birlikte gülüyor; hep birlikte üzülüyor; yine, hep birlikte eğleniyoruz. Tasanız tasamız; sevinciniz de sevincimiz oldu.
Birlikte tatil planları yapıyoruz. İlk birlikte gezimizi, Mart ayının ikinci yarısında Antalya’ya yapacağız. Sizler için de çok değişik bir ortam olacağını düşünüyoruz. Ancak esas büyük sınavımız, haziran ayı başında hep birlikte yapacağımız, 10 günlük Sicilya/İtalya ve Tunus gezileri. Hem havaların biraz daha ısınacak olması hem de sizlerin bir nebze daha büyüyecek olması, bize bu cesareti verdi. Umarız, her şey yolunda gider.
Sizlere bu mektup dolayısıyla, biraz da, nasıl bir ortamda, ülkede olduğun(m)uzu anlatmak istiyordum. Ancak, böyle güzel şeylerden bahsettikten sonra, tadınızı kaçırmamak adına, söyleyeceklerimi bir sonrakine erteliyorum. Siz güzel güzel büyümenize bakın! Kucak dolusu sevgilerimle, her ikinizi de bolca öpüyorum.

Perşembe, Şubat 14, 2008

SEVGİLİME...

BUGÜN SANA, İÇİMDEN GELDİĞİ GİBİ, HANİ ŞU EDGAR ALLEN POE'NİN " ANNABELLE LEE " ŞİİRİNDE OLDUĞU GİBİ, SESLENMEK İSTİYORUM:


"It was many and many a year ago,

In a kingdom by the sea,

That a maiden there lived whom you may know

By the name of Annabel Lee;

And this maiden she lived with no other thought

Than to love and be loved by me.

I was a child and she was a child,

In this kingdom by the sea;

But we loved with a love that was more than love -

I and my Annabel Lee;

With a love that the winged seraphs of heaven

Coveted her and me.

And this was the reason that, long ago,

In this kingdom by the sea, A wind blew out of a cloud, chilling

My beautiful Annabel Lee;

So that her highborn kinsman came

And bore her away from me,

To shut her up in a sepulcher

In this kingdom by the sea.

The angels, not half so happy in heaven,

Went envying her and me

Yes! that was the reason

(as all men know, In this kingdom by the sea)

That the wind came out of the cloud by night,

Chilling and killing my Annabel Lee.

But our love was stronger by far than the love

Of those who were older than we

Of many far wiser than we

And neither the angels in heaven above,

Nor the demons down under the sea,

Can ever dissever my soul from the soul

Of the beautiful Annabel Lee.

For the moon never beams without bringing me dreams

Of the beautiful Annabel Lee;

And the stars never rise but I feel the bright eyes

Of the beautiful Annabel Lee;

And so, all the night-tide, I lie down by the side

Of my darling, my darling, my life and my bride,

In the sepulcher there by the sea,

In her tomb by the sounding sea."


Edgar Allen Poe



" Senerlerce senelerce evveldi

Bir deniz ülkesinde

Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz

Adı Annabelle Lee

Hiç bir şey düşünmezdi sevilmekten

Sevmekten başka beni.

O çocuk ben çocuk,memleketimiz

O deniz ülkesiydi

Sevdalı değil,kara sevdalıydık

Ben ve Annabelle Lee

Göklerde uçuşan melekler bile

Kıskanırdı bizi.

Bir gün işte bu yüzden göze geldi

O deniz ülkesinde

Üşüdü rüzgarından bir bulutun

Güzelim Annabelle Lee

Götürdüler el üstünde

Koyup gittiler beni

Mezarı oradadır şimdi

O deniz ülkesinde

Biz daha bahtiyardık meleklerden

Onlar kıskandı bizi

Evet -Bu yüzden şahidimdir herkes ve o deniz ülkesi-

Bir gece rüzgarından

Üşüdü gitti Annabelle Lee

Sevdadan yana kim olursa olsun

Yaşca başca ileri

Geçemezdi ki bizi

Ne yedi kat gökteki melekler

Ne deniz dibi cinleri

Hiçbiri ayıramaz beni senden

Güzelim Annabelle Lee

Ay gelip ışır,hayalin erişir

Güzelim Annabelle Lee

Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar

Güzelim Annabelle Lee

Orda gecelerim,uzanır beklerim

Sevgilim,hayatım,gelinim

O azgın sahildeki

Yattığın yerde seni"




(Çev.Melih Cevdet Anday)







SEVGİLER VAR GELİR, GEÇER...

UNUTULUR!..

OYSA, SANA OLAN SEVGİM;

KİMİ GÜN ÜZGÜN, SIKINTILI

DA OLSAM,

YİRMİNCİ YILINA BİR KALA,

HİÇ AMA HİÇ DEĞİŞMEDİ

HEP AYNI...

DAHA BÜYÜĞÜ OLMASIN DİYE,

JÜPİTERDEN DE BÜYÜK KALDI HEP...



Bak, bir kış günü, Kasım 1989'da, sana neler yazmışım:




SEN


Sen yokmusun sen,

İnsanı kendinden alan

Taa uzaklara götüren

Düşünmekten alıkoyan.


Sen yokmusun sen,

Bir tatlı tebessümünle

İnsanın içini ısıtan

Bilinmeyen diyarlara

Sürükleyen...

Güneşin hiç batmadığı

Aydınlık, pırıl pırıl

Mutlu yarınlara...


Sen yokmusun sen,

Sevgiyi, sevmeyi,

Doyasıya öğreten

İçini kıvılcımlarla kaplatan...


İşte! Sana içiyorum!

Kaldırıyorum kadehimi,

Şerefine!

Mutluluğumuza, sevgilim!..

TÜM SEVGİLİLERİN, SEVMEYİ BAŞARABİLENLERİN "SEVGİLİLER GÜNÜ" KUTLU OLSUN!..

Pazartesi, Şubat 11, 2008

LONDRA GEZİ NOTLARI (9)...

LONDRA’YA VEDA…

Kısa, yoğun, kısmen yorgun; 3 tam geçirdiğimiz Londra’ya, artık veda etme zamanı…
Sırt çantalarımız, geceden dönüş yolculuğuna hazır. Uçağımız ise, öğleden sonra.
Acelemiz olmadan, aheste yapıyoruz kahvaltımızı…
Sonrasında; “yolcu yolunda gerek” diyerek, havaalanı otobüsüne binmek üzere, Buckingham Palace Caddesi’nin yolunu tutuyoruz.



Farewell to Enrico Hotel
Uploaded by kanibirm


6 no.lu otobüs durağından, her 20 dakikada bir kalkan otobüsler; Easyjet yanısıra, diğer bazı düşük maliyetli havayollarının yolcularını da alıyor. Biletimizi önceden, “online” aldığımız için, 2 şer pounda Luton Havaalanı’na taşınıyoruz. Yol, yaklaşık 1 saat sürüyor…



Luton Airport
Uploaded by kanibirm


14.05 uçağı, 3.5 saatlik, keyifli bir yolculuk sonrası, yerel saatle 19.30 civarı bizi, Sabiha Göçen’e ulaştırıyor.
Böylelikle, yıllardır içimizde olan bir düş gerçekleşmiş; çoktan, anılarımızdaki yerini almıştı…

Pazar, Şubat 10, 2008

SAHTE ÖZGÜRLÜKÇÜLERE, AYDINLARA İLANEN...

"MANEVİ MİRASIM AKIL VE BİLİMDİR"

“ BEN, MANEVİ MİRAS OLARAK
HİÇBİR AYET, HİÇBİR DOGMA,
HİÇBİR DONMUŞ VE KALIPLAŞMIŞ
KURAL BIRAKMIYORUM.
BENİM MANEVİ MİRASIM
AKIL VE BİLİMDİR…..
BÖYLE BİR DÜNYADA,
ASLA DEĞİŞMEYECEK
HÜKÜMLER GETİRDİĞİNİ
İDDİA ETMEK,
AKLIN VE İLMİN GELİŞİMİNİ
İNKAR ETMEK OLUR ”



“ EFENDİLER! MEDENİ BİR MİLLET ANASI,
MİLLET KIZI BU GARİP ŞEKLE,
BU VAHŞİ VAZİYETE GİRER Mİ ?
BU HAL MİLLETİ ÇOK GÜLÜNÇ GÖSTEREN
BİR MANZARADIR. DERHAL TASHİHİ LAZIMDIR ”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Siz sahte özgürlükçü(!), sahte aydın(!)cıklar;

Bu mesaj size...

Şu an, kara tehlike henüz sizin karınıza, kızınıza, ablanıza gelmedi. Ama, zannetmeyiniz ki, gelmeyecek!.. Ancak, bugünü iyi okuyamadığınız için; o gün, çok geç olacak...

Cumartesi, Şubat 09, 2008

411 KÖMÜR KARASI ADAMA...

İLANEN UTANCIMDIR…

BUGÜN, TBMM’DE OLUP;
SÖZDE ÖZGÜRLÜK ADINA,
ESARETİ TÜRK KADININA LAYIK GÖREN,
“EVET” DİYE EL KALDIRARAK,
GÜZEL YURDUMUZU
ATATÜRK’ÜN GÖSTERDİĞİ
ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİNDEN ALIKOYAN
O ŞAHSİYETSİZLERLE
AYNI COĞRAFYA’DA,
AYNI PASAPORTU TAŞIMAKTAN
UTANÇ DUYUYORUM.
BUNDAN BÖYLE,
HEPİNİZİN YÜZÜ
KÖMÜR KARASI OLSUN;
TIPKI, İÇİNİZ GİBİ…

YOBAZLAR SİZE SESLENİYORUM :

ÇOCUKLARIMIN GELECEĞİNİ ASLA KARARTAMAYACAKSINIZ…

LONDRA GEZİ NOTLARI (8)...

SON GÜN, SONRAKİ SAATLER…

Bir tarafta “Tate Modern”; karşı yakada ise, “St.Paul’s” Katedrali…
Uzaklardan birbirlerine el sallayan iki sevgili gibi… Bu iki farklı dünyayı birleştiren ise, henüz 10 yaşında olan “Millenium” Köprüsü…



Yürüyüşümüze; “Bankside” sahil bandından, “Tower” Köprüsü’ne doğru, “Shakespeare’s Globe” Tiyatrosu’nun önünden geçerek, devam ediyoruz.
Biraz ileride, sol tarafımızda, 2.Dünya Savaşında İngiliz donanmasında kullanılan; şimdilerde ise, yüzen deniz müzesi olarak hizmet veren, kıyıya demirlemiş HMS Belfast denizaltısı bulunmakta.

Nihayet, Tower Köprüsü’nün önündeyiz…



1894 yılından beri, sanki bir inci gerdanlık gibi, süzülüyor Thames’in üzerinde.
Üzerinde yürümek, Londra’yı seyretmek ayrı bir keyif.





Buradan, hemen karşı ayak ucunda bulunan The Tower of London'a geçiyoruz.
Küçük bir “sur” parçası, birkaç kuleden ibaret… Görenlere, “bu ne sevgi ah(!)” dedirtiyor. Tabii, kendi ülke topraklarında hiç savaş olmazsa, onu savunmak için, devasa kaleler de inşa etmek zorunda kalmazsın. Oysa bizde, ondan yüzlercesi var. Ancak, bir farkla; bu, para basanı(!)…
Böylelikle, gezimizi tamamlıyoruz…
Otele dönmeden, son bir kez “Leicester” Meydanı ve “Fiori” Restaurant diyoruz…


Cuma, Şubat 08, 2008

LONDRA GEZİ NOTLARI (7)...

LONDRA’DA 3.GÜNÜMÜZ…

Alışıldık, “continental” türü kahvaltımızı, yine bildik saatimizde, tam 8’de alıyor ve düşüyoruz yollara…
Londra’da bu son günümüz…Bu kez, Thames Nehri’nin daha çok karşı kıyılarında,
Southwark Bölgesi’nde; “embankment” denilen nehir kıyısı boyunca, “Tower” Köprüsü’ne dek yürümeyi planlıyoruz.
Enrico Otel’in bulunduğu Warwick Way’den, Parlamento Binası ve Westminster Köprüsü yönündeki insan ve araç trafiğine biz de katılıyoruz. Ancak, bir farkla. Biz aheste aheste ilerlerken, etrafta tam bir pazartesi koşuşturması yaşanıyor…
Parlamento Binası’nın arka kapısı…Oturumlara dışarıdan izleyici olarak alınan yabancı girişi önündeyiz. Bir grup girmek için bekliyor.





Yolun karşısında ise, hemen yolun kenarına kurulmuş çadırlar gözümüze çarpıyor. Önünde de bir kişi, başta Irak Savaşı olmak üzere, “solo protesto” sunu sürdürüyor.



Ee burası Londra…Çadırın kurulduğu mekana, olana bitene bakınca, nerde yaşadığımızı daha iyi kavrıyoruz. Ne demeli?
Westminster Köprüsü üzerindeyiz…


Parlamento Binası ve ünlü saat kulesi “Big Ben” sağ tarafımızda. Bol bol resimler çekiliyor; video kayıtları alınıyor.


Big Ben
Uploaded by kanibirm


Yavaş yavaş köprünün “South Bank” tarafına doğru adımlıyoruz…
Diğer yaka, belki de sezon dışı olması nedeniyle, sanki bir sayfiye şehri havasında; telaşesi olmayan, “ağır aksak saz semaisi” …
Köprünün hemen ayağında, gezi tekneleri için iskeleler; akvaryum ; yanıbaşında da, elips şeklinde kabinleri olan, bir turunu yaklaşık 30 dakikada tamamlayan, 135 metre yükseklikten Londra’yı seyredebileceğiniz dünyanın en büyük dönmedolabı, London Eye ; biraz içeride de, Manş Denizi’ni yer altından geçen Euro Star 'ın başlangıç noktası “Waterloo” metro istasyonu bulunmakta.
Üsküdar’dan Galata Kulesi’ne bir bakış atar gibi; biz de, “Big Ben”i son bir kez selamlıyor ve “Waterloo” Köprüsü’ne doğru ilerliyoruz.
Sanki, Boğaziçindeyiz… Kıyıdan kıyıdan yürüyoruz. Trafikten uzak, dingin, kısacası keyifli bir gün!..
Köprünün ayak ucunda, Royal Festival Hall; Queen Elizabeth Hall; National Film Theatre; National Theatre, London TV Center var.
Yürüyüşümüzün ilk molasını; “Blackfriars” Köprüsü’nü geçip, “Millenium” Köprüsü ile yüzyüze olan, eski bir enerji istasyonundan yapılma, dünyanın en büyük modern sanatlar müzesinde, devasa “Tate Modern” de veriyoruz. Bir diğeri “Tate Britain”, karşı kıyıda, “Vauxhall” Köprüsü’nün ayağında. (Karşılıklı tekne seferi mevcut).
2000 yılında açılan Tate Moderndeyiz…Yok yok, çocuk bahçesinde… Zira içerisi, yetişkinden çok, onlarla dolu. Rengarenk giysileriyle, cıvıl cıvıl. Kimi resim kursu alıyor; kimi de, sergilenmekte olan eserler hakkında bilgi. Grup grup; öbek öbek…
Birden kendi çocuklarımızı düşünüyorum; içeriye, iç mekanlara hapsettiğimiz çocuklarımızı. Aynı görüntüleri, Madrid’de Prado Müzesi’ni gezerken de yaşamıştık. Resim yeteneği gelişsin diye, o ünlü tablolarla baş başaydı çocuklar saatlerce.
Çoğu okulumuzun nefes alınabilecek avlusu bile yok; yerinde, uygulamalı eğitim hak getire; sadece ve sadece ezbere dayalı, bağnaz bir eğitim anlayışı… Üstelik de, bu çağda!..
Göz bebeklerinin içine bakıyorum çocukların; yüz hatlarına dalıyorum. Pırıl pırıl…
“Farkımız ne ?” diye soruyorum kendi kendime, biraz da utanarak. Oysa, her şey gün gibi ortada değil mi?
Sadece, üzülüyorum…
Gişeye yöneliyorum bilet almak için. Görevli “completely free” diyor. Ne hoş değil mi? Tüm müzelere olduğu gibi, Modern Sanatlar Müzesi’ne de giriş, ücretsiz. Kültürün gelişmesine bundan büyük bir katkı olabilir mi?
Dönüyorum bize…Belki denilebilir ki, biz o kadar zengin miyiz? Bir dolu insan istihdam ediliyor. Bir sürü işletme masrafı…
Benim önerim şu: Arkasında barkodu olan; havaalanından başlayarak, hemen her yerde bulabileceğiniz; sadece yabancı pasaport taşıyan kişilere hizmet edecek; ulaşımdan tutun da, müzelere, sanat aktivitelerine kadar birçok alanda geçerli olacak bir kart olmalı. Bu kart; farklı süreler( 1,3,5 gün vb.) için geçerli ve de farklı ücrette olabilir.
Makul bir fiyata( Ör. 10 € dan başlayabilir) alacağınız böyle bir kartla, şehirde limitsiz gezmek imkanı doğacak; ancak, aynı zamanda, bilet derdinden de kurtulacaksınız.
Şimdi soru şu: Siz hiç iş başına gelen herhangi bir turizm bakanından( ya da bakmayandan!), turizmi geliştirmek adına, bırakın böyle bir yaklaşımı, herhangi bir proje işittiniz mi?
Tabii, o oturduğu koltuğun, sadece ve sadece arpalık; sus payı olarak tahsis edildiği düşünülürse…


Pazartesi, Şubat 04, 2008

LONDRA GEZİ NOTLARI (6)...

LONDRADAKİ İKİNCİ GÜNÜMÜZ…

İkinci güne, yol yorgunluğunu da üzerimizden atmış, daha zinde bir şekilde başlıyoruz…
Öncelikli rotamız, British Museum ve National Gallery
Victoria Coach Station’dan bindiğimiz 38 no.lu otobüs bizi; “Charring Cross”un, “New Oxford” Caddesi ile kesiştiği noktada bırakıyor.
Pazar gününün henüz sakin saatleri…Bloomsbury Caddesi’ne girip British Museum’a yaklaştıkça, kalabalık da artıyor. İnsanlar, çoluk çocuk akın akın müzeye koşturuyorlar.





British Museum Courtyard
Uploaded by kanibirm


Oldukça geniş bir avlusu var; arkada da, onu kucaklayan görkemli bir bina… Hatıra resimleri çekiliyor.
Müzede ilk dikkatimizi çeken, sergilenen eser sayısının oldukça fazla olması. Biz, biraz seçici davranıp; Mısır mumyaları, İslam eserleri, Asya koleksiyonları ile sınırlıyoruz gezimizi…





British Museum Entrance
Uploaded by kanibirm







Islamic World-British Museum
Uploaded by kanibirm


Yine aynı yoldan geri dönüyor; bu kez yönümüzü Thames Nehri’ne doğru çeviriyor; Charring Cross’un “Trafalgar Square” ile birleştiği köşeye ulaşıyoruz.
Bir başka buluşma ve çekim merkezine… Trafalgar Square’deyiz… Londra’nın sembol alanlarından biri. Oldukça geniş.


Bir tarafta, Nelson’un 1805’de Napolyon ordularını mağlup ettiği Trafalgar Savaşı’na atfen dikilen devasa Nelson Sütunu, Nelson en tepede, önünde de 4 adet bronz aslan; diğer tarafta da, muhteşem görünümüyle bir bina…
“National Gallery”... İçerisinde; 1250’li yıllardan kalma, batı Avrupa sanatının muhteşem güzellikteki 2000 den fazla eserini barındırmakta. Keyifle geziyoruz...
Çıkışta soluğu, hemen üst kısımda yer alan “Leicester” Meydanı’nda alıyoruz.



Leicester Square
Uploaded by kanibirm


Vaktiniz varsa, hemen oracıktaki bir sokak ressamına, karikatürünüzü ya da karakalem portrenizi yaptırabilirsiniz. Meydanın bir başında, eğlence merkezi “Empire Casino”; diğer iki tarafında da, “Odeon” sinema salonları bulunmakta…
Yürüyüşe devam ediyoruz… Kuzeye doğru, trafiğe kapalı “Gerrard” Sokağı’ndayız. Sokağın her iki başında da dragon kapıları, “pagoda” şeklindeki telefon kulübeleri ile burası, Çin Mahallesi “China Town”. Fazlaca sakin geldi bize, hele hele Singapurdakini düşününce…




London China Town
Uploaded by kanibirm

Sırada, tiyatro ve müzikal dünyasının kalbinin attığı “West End” Bölgesi var… Akşamın gelişi ile birlikte, renkli neon ışıkların birer birer yandığına tanık oluyoruz.
“Soho”; “Shaftesbury” Caddesi’nin hemen üst kısmında… Bizse, öncesinde sağa, “Covent Garden” yönüne doğru ilerliyoruz.




Covent Garden Entrance
Uploaded by kanibirm






Covent Garden Entrance 2
Uploaded by kanibirm


İç içe geçmiş, üstü kapalı sokakların; hediyelik eşyadan gıdaya, kozmotiğe her türlüsünün satıldığı; kafeleriyle, restaurantlarıyla; sokaktaki pandomim sanatçılarıyla; ücretsiz sokak tiyatrosu ve müzikleri ile; her daim karnaval havasının, renk cümbüşünün, 17. yüzyıldan bu yana solunduğu bölgedeyiz.




Covent Garden
Uploaded by kanibirm





Covent Garden 2
Uploaded by kanibirm


Buradan, Soho’ya geçiyoruz. Bölgeye ilk yerleşenler, 17.yüzyılda Fransızlar. “Old Compton” ve “Frith” sokakları, o günlerden bugüne, “gay” bar ve restaurantlarla dolu.




London Soho
Uploaded by kanibirm

Nefis kruasan, pasta ve kekleri ile Patisserie Valerie; Londra'da cazın kalbinin attığı yer Ronnie Scotts; gece kuşlarının(!)mekanı Bar Italia; tapas restaurant Barrafina hepsi bu iki sokakta...


Günün son durağı ise;"Eros" heykeli ile ünlü, bir diğer kavşak ve buluşma noktası olan "Piccadilly Circus"...




Piccadilly Circus
Uploaded by kanibirm

Cumartesi, Şubat 02, 2008

LONDRA GEZİ NOTLARI (5)...

LONDRA'DA İLK GÜN,ÖĞLEDEN SONRASI...


London Bus Ticket Machine
Uploaded by kanibirm


Harrods turunu tamamladık, tekrar yollardayız...
Önce Exhibition, sonra da “Kensington” caddelerini geçip; türlü müzik konserlerinin cenneti Royal Albert Hall ile yüzyüze bakan görkemli “Albert Memorial”in önünden, yavaş yavaş, “Hyde Park”a giriyoruz…

London Hyde Park Albert Memorial
Uploaded by kanibirm


Ilıman bir kış günü…Parkın o cıvıl cıvıl haline sanki bir şeyler olmuş. Sanki sevgi yerini hüzne, boşvermişliğe bırakmış. Yalnızlık kol geziyor etrafta. Köpeğini gezdiren bir genç önümüzde, biz de arkasında parkı hızla, boydan boya geçiyoruz.
Bir başka köşeye, özgür konuşma platosu “Speaker’s Corner”a; oradan da, parkın hemen dışındaki “Marble Arch”a ulaşıyoruz. Buradan, şehrin ana arterlerinden birine, üzerinde 4 metro istasyonu olan “Oxford Street”e giriyoruz.
Akşamın zümrüt karası saatleri…İş çıkışı metroya, otobüse koşuşturan insanları ve bunun yanı sıra, hiç de acelesi olmayan biz…Hepimiz bir harmoni(!) içindeyiz…
Uzunluğu 3-4 km.yi bulan caddeyi, bir baştan diğer uca; kah vitrinlere kah trafiğe bakarak, “Tottenham Court Road” metro istasyonuna kadar yürüyoruz. Sonrasında, ikinci el kitap satışı yapan dükkanları ile ünlü “Charring Cross” Caddesi’ne sapıyoruz.
Artık, yorgunluk had safhada…Sanki, ayaklarımız bizimle birlikte değil. Ancak, biraz daha katlanmamız gerekiyor. Caddenin sonuna, özellikle “take away” fiyatlarıyla “backpacker”ların suni cenneti olan “Leicester Square”e ulaşıp, bir akşam yemeği ile güne veda etmek istiyoruz.
Meydan’ın Cadde ile kesiştiği noktadaki köşebaşı mekanını yemek için gözümüze kestiriyoruz: “Fiori”. Burası, sonraki günlerde de uğrak yerimiz oluyor.
İki kişi toplam, kahveler dahil, 20 pound ödüyor ve otobüs durağının yolunu tutuyoruz. Duraktaki otomatik makineden, ikişer pound verip biletlerimizi alıyor, 38 no.lu “Victoria Station” otobüsü ile de otelin yolunu tutuyoruz.

Cuma, Şubat 01, 2008

LONDRA GEZİ NOTLARI (4)...

HARRODS: BİR ALIŞVERİŞ VE YEME-İÇME CENNETİ...




Harrods-Brompton Rd.
Uploaded by kanibirm


Brompton Caddesi’nin, Knightsbridge metro istasyonuna yakın olan kısmında, etrafı “Hans Crescent”, “Hans” ve “Walton Basil” sokakları ile çevrili, toz kiremit renkli, 5 katlı, heybetli bir bina, Harrods
Doğrusu, çok sayıda alışveriş mekanı dolaşmış olmamakla birlikte; böylesi büyük bir binanın, bu denli mükemmel, ergonomik kullanıldığına ilk kez tanık oluyoruz.






Harrods
Uploaded by kanibirm


Bence Londra’ya gelip, alışveriş yapmasanız da; Harrods’ı görmeden gitmek, tıpkı British Museum’u atlamak gibi bir şey.





Harrods
Uploaded by kanibirm


Özellikle de, “food stalls” denilen yeme-içme bölümlerinde dolaşmak, bir kahve molası vermek, havayı solumak bambaşka bir keyif…





Harrods-Food Stalls
Uploaded by kanibirm






Harrods-Food Stalls (2)
Uploaded by kanibirm


Mağazayı gezerken, sanki Prenses Lady Diana ve Dodi El Fayed de bizimleydi; fiziken olmasa bile, ruhen...





Lady Diana & Dodi Memorial
Uploaded by kanibirm


Zaten, girişin hemen altında yeralan o görkemli “Diana &Dodi Memorial”; 1997 yılında bir kaza(!) sonucu, genç yaşlarında hayata veda eden bu iki insanı, özgürlük timsali albatros kuşunu da aralarına alıp öylece ölümsüzleştirmiş, hep aramızdaymışlar gibi…Bir de anı defteri açılmış. Bir üstteki giriş katının, Basil Sokak yönünde ise, ayrıca bir heykel daha mevcut.



Fiyatlar, indirimli de olsa, bize çok uzak. Adeta el yakıyor...İşte size bir örnek, çocuk kuaförü...




Harrods Children Hair-Dresser
Uploaded by kanibirm

Bize düşen biraz seyir, birkaç resim ve de video çekmek… İyi seyirler!...

2009 ARALIK KEY WEST MIAMI
ARALIK 2009 EVERGLADES NATIONAL PARK
ARALIK 2009 MIAMI
2009 ARALIK COZUMEL/MEXICO
2009 ARALIK BELIZE CITY/ BELIZE
2009 ARALIK ROATAN/HONDURAS
2009 ARALIK GRAND CAYMAN
2009 ARALIK CARNIVAL VALOR
2009 KASIM ORLANDO
2009 KASIM HOUSTON
LOS ANGELES-11-16 KASIM 2009
LAS VEGAS- 8-11 2009
FRANKFURT- 6-8 KASIM 2009
2009-KASIM-COLOGNE
2008-EYLÜL-Berlin
2008-EYLÜL-Kopenhag
2008 - EYLÜL- BERGEN
OSLO - VIGELAND PARKı
2008-EYLÜL-Norveç
2008-EYLÜL-Stockholm
2008 HAZİRAN-Tunus
2008 HAZİRAN-Palermo
2008 HAZİRAN-Bergamo
JAN 2008-LONDON
Houston Science Museum
Houston Fine Arts Museum
HOUSTON
KACKAR MOUNTAIN REGION
LORO PARQUE/TENERIFE
BUDAPEST
WIEN
PRAG
PRADO MUSEUM
DONOSTIA/SAN SEBASTIAN
BILBAO
CUBA
MOROCCO
MADRID
BARCELONA&COSTA BRAVA
AMSTERDAM
LISBON
PARIS
BANGKOK
NORTHERN THAILAND
THAILAND-ISLANDS
SOUTHERN THAILAND
MALAYSIA