Gezgin

Two ex-bankers were long time on the roads. But 2006 is opening anew perspective to their 17 year-long happy marriage.Because TWINS, have already decided to be on the way, saying "Count us in as well". From now on,we altogether are much more powerful. İki eski bankacı,uzun zamandır yollardaydı. Ancak 2006 yılı;17 senelik mutlu beraberliklerine farklı bir pencere açtı.Zira,"İkizler" çoktan yola koyulma kararı almışlardı bile,"Biz de varız" diyerek..Artık,daha da güçlüyüz...

Pazartesi, Mart 31, 2008

İKİZLER TATİLDEN DÖNDÜ... AZ SONRA...

BOL BOL OYNADIK...

KARŞI TAKIM ÇOK KALABALIKTI(!)..
HAVA BİRAZ SERİNDİ. BİZ DE İÇERİDE YÜZDÜK...




OTELİMİZ ÇOK BÜYÜKTÜ...

HEPSİ AZ SONRA BURDA BAŞLIYOO...


Pazar, Mart 23, 2008

İKİZLER TATİLE ÇIKIYOR...

Ocak ayında, ikizler olmadan yaptığımız birkaç günlük Londra kaçamağından sonra; 24-29 Mart tarihleri arasında, 6 günlüğüne İstanbul’dan uzaklaşmaya karar verdik efendim. Hani ararsanız, sorarsanız diye belirtiyorum.
İçimize, sizin adınıza da, biraz temiz hava soluyup, doğayı kucaklayalım dedik ve başladık acaba bu mevsimde, buna en güzel yanıtı verecek yurtiçi seçenek hangisi olur diye araştırmaya…

Sonunda Antalya Side’de, Sorgun/ Titreyengöl Bölgesi’ne birinciliği verdik ve “Joy Nashira ” Otelini seçtik.
Buraya kadar “….eeee ne var bunda? ” diyenleriniz olabilir. Durun, iş bundan sonra başlıyor. Meğer efendim bu otel, bazılarının pek meraklı olduğu, bizi ise zerre kadar ilgilendirmeyen, gişe rekorları kıran, “Recep İvedik” filminin de çekildiği mekanmış. İvedik’in kaldığı oda, “yok” satıyormuş. Otel, büyük bir talep patlaması ile karşı karşıya imiş. Bakalım, göreceğiz? Nasıl bir patlamaymış bu?




SUSTURAMAZLAR SENİ YÜCE ÇINAR!..

SEN DEMEK CUMHURİYET DEMEK

SEN DEMEK TÜRKİYE DEMEK

SEN DEMEK ÖZGÜRLÜK DEMEK

SEN DEMEK ÇAĞDAŞLIK DEMEK



sen rahat ol koca çınar İLHAN SELÇUK!...



Ne yazık ki, Cumhuriyet tarihinde ilk kez;



CUMHURİYETİ,

LAİKLİĞİ,

TAM BAĞIMSIZLIĞI,

ÇAĞDAŞLIĞI,

MİSAK-I MİLLİ'Yİ



savunmak suç. Hadi canım, pis yobazlar !..

Perşembe, Mart 20, 2008

BİN KERE EVET:TEK BİLDİĞİMİZ ATATÜRK...

Geçenlerde ülkeyi yönettiğini zanneden zat, durduk yerde yine bir gafa imzasını attı ve
" ....tek bildikleri Atatürk Atatürk Atatürk" dedi. Tabii, her zaman olduğu gibi, saçmalama hakkını kullandığı düşünülerek, fazlaca ciddiye alınmadı.

EVET, NE YAZIK Kİ VE DE ÇOK ŞÜKÜR Kİ;
BİZİM TEK BİLDİĞİMİZ O: ATATÜRK

Hoş, bizim, yani o hiç hoşlanmadıkları gerçek yurtsever, laik, çağdaş, anti-emperyalist, tam bağımsızlıktan yana, şahsiyetli, yüksek karakterli insanların başka bildikleri de var, senin ve senin gibi sürü psikolojisini güden kömür yüzlülerin uzaktan yakından, kenarından kıyısından geçmediğiniz...

Siz hiç sanat, bilim ne uğraştınız mı?

Gazetelerde boy boy Türk bilim insanlarının, evrimle ilgili, dünyaca kabul edilen bilimsel teorileri yayımlanıyor. Örneğin,
Üner Tan
ve kendi adıyla anılan " Üner Tan Sendromu".

"Bunlar nedir?" diye hiç merak ettiniz mi?
Sergilediğiniz bu akıldışı tavırlarla, bu bağnaz kafayla mı çocuklarımızı 21.yüzyıla hazırlayacaksınız?
Aşağıya, bu konu ile ilgili,Cumhuriyet Gazetesinde çıkan bir yazıyı alıyorum


Salı, Mart 18, 2008

DAHA UCUZU, YÜRÜMEK!..

GEZMEK... GEZMEK... GEZMEK

SOLUK ALIP VERMEK...

YAŞADIĞINIZI HİSSETMEK...

YAŞAMIN TAA KENDİSİ...


Zira, gezerken zamanı siz yönlendiriyorsunuz. Adeta onu satın alıyorsunuz. Böylelikle kendinizi, sorunlarınızı unutuyorsunuz; hiç değilse, bir süreliğine erteliyorsunuz.
Bugün sizlere, bizim hep yaptığımız gibi, ucuz yollu gezmenin bazı püf noktalarından bahsetmek istiyorum.
En başta, tabii ki, ulaşım geliyor. Hatırlıyorum da, 80'li yıllarda, uçak bileti bile bulmak sorundu. Üstelik de, çok pahalıydı. "Budget" yani "ucuz ötesi, kelepir" kavramı, henüz bu coğrafyaya çok çok uzaktı.
Gelelim bugünlere...
Aşağıda vereceğim linklerden, dünyanın hemen her yerine, sudan ucuza(!), adeta yürümeye eşdeğer fiyatlarla ulaşmak mümkün.
Biz, işte bunlardan biri olan MYAİR ile, İstanbul Sabiha Gökçen'den, İtalya'ya, Milano'ya 1 saat uzaklıkta Bergamo Havaalanı'na (Orio al Serio) uçmak için biletlerimizi aldık.(G/D,4 tam bilet, sadece €250 )
Önerilerim;
1) Yolculuklarınızı mümkün olduğu kadar, en azından 6 ay önceden planlamalısınız.
2) İlgili uçak şirketlerinin web sitelerine girip; "newsletter", elektronik mektup bölümünü bulup mutlaka doldurun. Ancak öylelikle, yapılan promosyonlardan öncelikli olarak haberdar olabilirsiniz.

3) Gideceğiniz yerle ilgili olarak, oldukça detaylı bir internet taraması yapmalısınız. Seyahati ucuza getirmenin bir diğer yolu da, gidilecek yerde düşük sezonun yaşanmasıdır. Böylelikle, hemen her konuda, pazarlık yapma şansınız doğacaktır.
4) Kalacağınız yer, özellikle yüksek sezonda rağbet gören bir yerse, çok önceden yer ayırtmalısınız.

Which Budget
Düşük Maliyetli Havayoları

Pazar, Mart 16, 2008

İNANIYORUM...GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ!..

Günler, haftalar, aylar hatta yıllar sonra ilk kez; bunca karanlık geçen günden sonra, tıpkı çağdaş toplumlarda olduğu gibi, pırıl pırıl, güzel günler göreceğimiz umuduyla huzur dolu bir hafta sonu geçiriyorum. Ufak da olsa, bir ışık var sanki görünür gelecekte... Uzunca bir aradan sonra ilk kez, ailece neşe içindeyiz.
Tüm çağdaş, laik, Atatürkçü, gerçek yurtsever, Cumhuriyete ve onun ilkelerine yürekten bağlı insanlarımıza kutlu olsun!
Oysa, daha geçen hafta sonu, güzel yurdumda yaşananları bu güzel ülke insanlarının hiç haketmediğini belirtip, olanı biteni dillendirerek



"İÇİME SİNDİREMİYORUM...YA SİZ ?"

başlıklı bir yazıyı kaleme almak zorunda kalmış ve adeta yakarmıştım:

" ÇOK ŞEY Mİ İSTİYORUM ?" diye...

Neyse ki, onurlu, çağdaş, yüreği aydınlık, gerçek milliyetçi, Atatürkçü bir ses, benim o yakarmalarımı duymuş olmalı ki;
" Durun bakalım! Bu iş o kadar ucuz değil ";
" Ya Basta-Yetti Artık!" dedi.
Bu gelişmeyi şahsım ve ülkem adına çok önemli bir gelişme olarak görüyorum, tabii ki, bir şartla. Şayet, bu durumu kazanca çevirip, gerçekte yapılması gereken açılımları yapıp, ülkeyi düzlüğe çıkaracak önlemleri hayata geçirebilirsek...





Cuma, Mart 14, 2008

YA BASTA!! YETTİ ARTIK!..

NE YAZIK Kİ, 3.KEZ-UMARIM SON KEZ- YAYIMLAMAK DURUMUNDA KALDIM...

BU ÜLKENİN TÜM ATATÜRKÇÜ, GERÇEK YURTSEVER, LAİK İNSANLARI;

GÖZÜN(M)ÜZ AYDIN OLSUN!!
BU KARA YÜZLÜ İNSANLARDAN KURTULMA ZAMANI ÇOKTAN GELMİŞTİ...
SADECE PARTİ KAPATMA, TABİİ Kİ YETERSİZ!
BATAKLIK TÜMÜYLE KURUTULMALI...
TEK TEK HESAP SORULMALI...
ÇANKAYA'DA OTURAN ZAT DA İSTİFAYA ZORLANMALI!..

Cumartesi, Mart 08, 2008

TÜM ÇAĞDAŞ KADINLARIMIZA KUTLU OLSUN!..



TÜM ÇAĞDAŞ KADINLARIMIZIN
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN!..

NERDEN NEREYE!..

Öncelikle kadını, olması gereken çağdaş çizgisine, taa 1934’lerde; bugün gelişmiş dediğimiz pek çok ülkenin aklından bile geçmezken, ona “Seçme ve Seçilme Hakkı”nı tanıyarak, toplumda bir statü kazandıran,
Özellikle miras paylaşımı gibi konularda, tam bir cinsiyet ayrımcılığını öngörerek kadını yok sayan, din eksenli Şer’i Hukuk yerine Medeni Hukuku benimseyen;
Ona her konuda söz hakkı tanıyan(tanıklık, kefalet gibi),
Laik ve müslüman bir ülke olunarak da, çağdaş dünyada yer alınabileceğini tüm dünyaya kanıtlayan,
Onlara kapkara, hava aldırmayan, daha da önemlisi çağdışı bir görüntüye bürüyen kıyafetler yerine; insana yakışır, modern bir zerafeti öngören,


BİR ULUSU YOKTAN VAREDEN O YÜCE İNSAN,
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN önünde,
bu vesile ile bir kez daha, herzamankinden daha çok,
yokluğunu her geçen gün daha çok hissederek,
Saygı ile eğiliyorum.


BUGÜN… GELDİĞİMİZ NOKTAYA BAKIN!…

TBMM’de 550 milletvekilinin yalnızca 50’si kadın. Türkiye, 72 yıl önce parlamentoda kadın temsilinde dünya 2.si iken, bugün % 4.4’lük oranla, 167 ülke arasında 163. sırada,
Okuryazar olmayan yaklaşık 7.5 milyon kişinin 6 milyonunu kız çocukları ve kadınlar oluşturuyor.
Kadınların yalnızca % 3.9’u üniversite mezunu.
Durum bu olsa da;
Ülkeyi hasbelkader yöneten(!), kendi çiftliği zanneden :

“…eğitim…eğitim…eğitim..” diyeceğine, bir maharetmiş gibi, sanki kendisine mürit ısmarlarlıyor:
“ …en az 3 çocuk doğurun ” diyerek, bu çağda doğurganlıktan bahsedebiliyor.
Mevcut nüfusu hallettik de… Utanç verici!
O çok değer verdikleri şeriatla yönetilen devletlerin bile “first lady”lerinin başları açık, insanca bir giyim kuşamı benimsemişken; bizimkilerin yanında sanki birer çuval var da, çarşı-pazar dolaştırıyorlar.
Dinen hiçbir zorunluluğu olmadığı, bu işin bizatihi ilmini yapanlarca-çok şükür ki-defalarca yazılıp çizildiği halde, sırf kendi siyasetlerine alet ederek, “kör kör gözüme kör”, ortaçağ karanlığını bu güzelim yurdum insanına reva görüyorlar.

DERVİŞİN FİKRİ NEYSE, ZİKRİ DE O !..
UTANÇ VERİCİ !.. BU TOPLUM SİZLERİ LANETLE ANACAK !..

Cuma, Mart 07, 2008

İÇİME SİNDİREMİYORUM !.. YA SİZ ?


I. BÖLÜM: HEP AYNI OYUN, AYNI TEZGAH

Gerek demokratik gerekse de ekonomik gelişmesini tamamlayamamış; sonucunda da, çağdaş uygarlık düzeyi hedefine ulaşamamış;
sıradan bir ülkenin, ülkesine “Yurttaşlık Andı” ile sonuna kadar bağlı,

sıradan bir yurttaşı olarak sesleniyorum…

Uzunca bir süredir, güneşin kendini tan yerinden gösterdiği her yeni güne huzursuz, sanrılar içinde uyanıyorum. Bu durum, ülkemin,
açık bir tehditle yüzyüze olmasından kaynaklanmakta…
Her sabah medyayı taradığımda;
“ Acaba dün gece ben uykudayken neler olmuş? Bu kez hangi Cumhuriyet Devrimi kazanımı örselenmiş, törpülenmiş ya da çiğnenmiş ? ” diye uyanmak…
Zira, şurası çok iyi biliniyor ki;

Su uyusa bile, Düşman nöbetini devam ettirmekte

KİMDİ O PEŞİMİZİ BIRAKMAYAN DÜŞMAN?

Beni çağdaş dünyadan koparmaya çalışan;
Erkeği kadını bir bütünün parçası olarak görmeyip,
İki cinsi birbirinden ayıran, uzaklaştıran;
Yaşamı, dinin dogmatik, basmakalıp, akıldışı çerçevesine indirgeyen;
Bilimi safsataya tercih edenler;
Din bezirganları;
Biliniz ki, hepiniz benim düşmanımsınız…

Safran karası yüzlü, o çağdışı düşman sadece şimdilerde değil; güzel yurduma aydınlık güneşinin doğduğu yıllardan beri, hep var.
O heryerde… Her tür görüntü içinde, içimizde…


Bakın, Türkiye Cumhuriyeti'ni yoktan vareden aziz Atatürk daha 1930’lu yıllarda, “…devrimler galiba yerli yerine oturdu Paşam ” diyenlere nasıl cevap veriyor:

“ Arkadaşlar, inkilaplar henüz yenidir. Dedikleri gibi kökleşip benimsendiği hakkındaki kanaatlerimiz, ancak ileride karşılaşacağımız hadiselerle gerçekleşecektir. Fakat şimdi şuna emin olmalısınız ki, bugün başına şapka giymiş, sakalını bıyığını tıraş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanlarımızın çoğunun kafalarının içindeki zihniyet hala sarıklı ve sakallıdır ”

Bakar mısınız? Acaba o günden bugünlere bakarak, bugün tesadüfen kendi koltuğunda oturan o şahsiyeti görmüş de; yoksa, O’nu mu tarif ediyor?

İÇİME SİNDİREMİYORUM!..YA SİZ?

Ülkemin topraklarını bir süredir kara kapkara, zifiri karanlık bir bulut kümesi kaplamış. O koyu karanlığın gölgesinde kalan herkes, her şey adeta yön duygusunu kaybetmiş…
Sanki emperyalizmin, sömürünün ne olduğunu hiç yaşamadı bu toplum? Onca acılar sanki ilk kez yaşanıyormuşcasına;
eskimiş, peşmürde bir oyun, yeni bir versiyonmuş gibi, yeni silik yüzlerle sahnelenmeye çalışılıyor.


KİM BUNLAR? NEDİR AMAÇLARI?

Tabii ki, cevabı retorik, belli…

Endişem; karamsarlığın, umutsuzluk denizinin, adeta vantuz gibi, toplumun tüm katmanlarını kıskıvrak yakalayıp, kımıldamaz bir hale sokmasından kaynaklanmakta…


II.BÖLÜM: ARAÇLAR DA AYNI…

Amaç, hep aynı; Ulusal Devleti yıkmak…
Bugün bu emperyalist güçler, “ Çok Uluslu Şirketler ” aracılığı ile, 1920’lerden çok daha etkili bir şekilde, yurdumun hemen tüm üretim kaynaklarına, tersanelerine, fabrikalarına, sosyal hayatına egemen durumdadırlar. Kollarını hemen her köşeye uzatmış; kendine çok çeşitli kesimlerden taraftar bulmuş; sizi bizi hepimizi ipnotize ederek adeta işlevsiz kılabilmek, ulus olarak bizi var eden tüm ögeleri yok edebilmek için her yolu alçakça ve de acımasızca sahnelemekteler… Zaman zaman, hukuku da çiğneyerek…

Resmin bütününe makro bazda yaklaştığınızda;

TEHLİKE GERÇEKTEN ÇOK BÜYÜK…

Bu gücün karşısında ferden durmak imkansız; örgütlü, kitlesel ve oldukça kararlı olmak gerekmekte. Ancak, topyekün bir savaş verilirse, başarılı olunabilir, sonuç alınabilir. Aksi takdirde, bir dişlinin çarkları arasında dağılıp gitme tehlikesi ile karşı karşıya olduğumuz açıktır.

Bu kısa girişten sonra, bugün gelinen noktada, sözkonusu güçlerin mevcut ulusal devleti yıkmak için;
çoğu zaman eşanlı olarak kullandığı, 3 temel araçtan söz etmek mümkündür.

- Dinsel, mezhepsel çatışmalar,
- Etnik farklılıklar temelinde, “ Böl- Parçala- Yönet ” stratejisi,
- Kendine tümüyle bağlı, koşulsuz “ açık pazar ” ekonomisi yaratmak. Bunu engelleyen etmenlerin ortadan kaldırılması.

Yaptığımız analizi sağlam bir temele oturtup, sıhhatini test edebilmemiz için; öncelikle, nasıl bir coğrafyada yer aldığımızı iyice anlamamız gerekmekte.
Bu satırların yazarı, kendini bildi bileli, kamuoyunda genel kabul gören “ Türkiye çok önemli bir jeopolitik bir konuma sahiptir ” safsatasının aksini savunagelmiştir:


DAHA BERBAT BİR COĞRAFYADA OLAMAZDIK…

Aksini savunanlar, yurdumun içinde bulunduğu konum dolayısıyla, bugüne kadar ne gibi (bir) kazanım(lar) elde ettiğini ispat etmek durumundadırlar.
Oysa, tersini kanıtlamak son derece de kolaydır. Özellikle, negatif dışsal etkileşimleri de düşündüğümüzde, ne türden badirelerle yüzyüze olduğumuz ortadadır. Bunun için etrafımıza bakmamız yeterlidir.
Doğumuzda yeralan ülkeler, en az 1 yüzyıldır huzura kavuşabilmiş değillerdir; ufukta, pek kavuşabilecekleri de gözükmemektedir. Tek tek ayrıntısına girmek istemiyorum. Ancak istikrarlı, demokratik, çağdaş bir hukuk devleti ara ki, bulasın!
Oysa bu kriterler karşılanmadıkça, bunun ülkemize ciddi bir faturası olmakta…
Siz onlara kendi rejiminizi ihraç edemediğiniz sürece, onların sizin düzeninizi alabora etme olasılığı da kuvvetlenmekte. Bu, hiç de gözardı edilemeyecek, yalın bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.
Batımızda yer alanlar, bir 10-15 yıl öncesine kadar, size her an açık bir tehdit oluşturmaktaydı. Bugün de o tehdit tam olarak geçmiş olmamakla birlikte; AB şemsiyesi altına girmiş olmaları nedeniyle, tehlike boyut değiştirmiş gözükmektedir. Gerçekte, sizi rakip olarak bile görmemektedirler. Hukuk ve insan hakları temelinde, önemli bir yol aldıklarından sözedilebilir. Ancak, bu ülkelerle olan ilişkimizin boyutunu, AB ile vardığımız nokta belirlemektedir.
Oysa bizim, gelinen noktada, AB şemsiyesi altında olmamızın olasılığı “sıfır”dır. O kapı bence, hiç açılmamak üzere, kapanmıştır.

“ Bu durumda, emperyalist güçlerin, ülkemize biçtikleri rol ne olabilir? ” diye düşündüğümüzde, çok fazlaca seçeneğin olmadığını görüyoruz.

Ya AB’nin ya da ABD’nin kapı kulluğu…

BEN İÇİME SİNDİREMİYORUM!.. YA SİZ?


III.BÖLÜM: NE YAPMALI?

Kader böyleymiş diyerek durumu kabullenip, içimize mi sindirelim? Tam bağımsız bir Türkiye örneği, şimdilerde sadece bir ütopyadan mı ibaret?

Çözüm; yüce Atatürk’ün, Amasya Genelgesi’nde belirttiği gibi,

“…milletin azmi ve kararlılığı kurtaracaktır. ”

İŞTE, BENİM DÜŞ DEVLETİM:

Bireylerinin devletine “ ULUSAL AND ” ile bağlı olduğu,

“ ULUS DEVLET ” anlayışındaki,

TAM BAĞIMSIZ güzel YURDUM;

HUKUK DEVLETİNE SIKI SIKIYA BAĞLI,

İNSAN HAKLARINA SAYGILI,

ÖZGÜRLÜKÇÜ,

DEMOKTATİK,

LAİK,

ÇAĞDAŞ

Olma yolundan asla ödün vermeyecek…

YURDUM, ASLA;

DİN TACİRLERİNİN, TARİKAT ŞEYHLERİNİN TUZAĞINA DÜŞMEYECEK;

EMPERYALİST GÜÇLERİN OYUNUNA GELMEYİP,

ESKİ, MODASI GEÇMİŞ TEKNOLOJİLERİN KAKALANDIĞI

BİR AÇIK PAZAR OLMAYACAK;

BİLİMİ VE BİLGİYİ HERŞEYİN ÜZERİNDE TUTAN

ÇAĞDAŞ YÖNETİCİLERLE YÖNETİLECEK…


NE DERSİNİZ? SİZCE ÇOK ŞEY Mİ İSTİYORUM? YA DA AYNI ANLAMA,

ÇOK MU ZOR BUNLARI GERÇEKLEŞTİRMEK?

Cumartesi, Mart 01, 2008

MAVİ LİMON-GEZGİN BULUŞMASI...


Gezi yazılarını, Mavi Limon rumuzuyla uzun zamandır zevkle takip ettiğim eski bankacı, şimdilerde "gezer" meslekdaş Ayşegül Hanım'la; İstanbul'da, Küçükyalı'daki Pinhan Restaurantda, 27 Şubat 2008'de biraraya geldik...
Sanki yıllardır tanışıyormuşcasına, keyifli saatler geçirdik; bundan böyle de, sıkça biraraya gelme kararı aldık.

2008-EYLÜL-Berlin
2008-EYLÜL-Kopenhag
2008 - EYLÜL- BERGEN
OSLO - VIGELAND PARKı
2008-EYLÜL-Norveç
2008-EYLÜL-Stockholm
2008 HAZİRAN-Tunus
2008 HAZİRAN-Palermo
2008 HAZİRAN-Bergamo
JAN 2008-LONDON
Houston Science Museum
Houston Fine Arts Museum
HOUSTON
KACKAR MOUNTAIN REGION
LORO PARQUE/TENERIFE
BUDAPEST
WIEN
PRAG
PRADO MUSEUM
DONOSTIA/SAN SEBASTIAN
BILBAO
CUBA
MOROCCO
MADRID
BARCELONA&COSTA BRAVA
AMSTERDAM
LISBON
PARIS
BANGKOK
NORTHERN THAILAND
THAILAND-ISLANDS
SOUTHERN THAILAND
MALAYSIA