Gezgin

Two ex-bankers were long time on the roads. But 2006 is opening anew perspective to their 17 year-long happy marriage.Because TWINS, have already decided to be on the way, saying "Count us in as well". From now on,we altogether are much more powerful. İki eski bankacı,uzun zamandır yollardaydı. Ancak 2006 yılı;17 senelik mutlu beraberliklerine farklı bir pencere açtı.Zira,"İkizler" çoktan yola koyulma kararı almışlardı bile,"Biz de varız" diyerek..Artık,daha da güçlüyüz...

Pazartesi, Kasım 24, 2008

BERGEN SEYAHAT NOTLARI (17-19 EYLÜL 2008)...














İKİNCİ BÖLÜM…

“ NUTSHELL ” TURU: SANKİ BİR RÜYA!…

Bir tam gün sürecek bu kombine turun biletlerini aylar öncesinden, internetten, “on-line” satın aldık (Kişi başı NOK 895).

BERGEN-MYRDAL TRENİ…

Yine mutad saatimizde, 07 civarı uyanıyoruz ki, 08 civarı yola çıkabilelim. 20-25 dakikalık bir yürüyüşle tren istasyonuna ulaşıp, turun ilk aşaması olan ve 08.40’de “Myrdal” yönüne hareket edecek yerel trene yetişmek istiyoruz.
İstasyon oldukça şirin. Tam vaktinde varıyoruz; hemen peronda bekleyen trene kendimizi atıyoruz. Varış saatimiz, 10.50 gibi.
Tren sık sık, uzun uzun tünellere girip çıkıyor.


“FLAMSBANA”, FLAM EKSPRESİ…

Tarifedeki gibi, 10.50’de varıyoruz “Myrdal”a ve hiç zaman geçirmeden diğer platformda bekleyen yemyeşil, özel bir tren olan “flamsbana” ekspresine biniyoruz. 1 saat sürecek ikinci etap, “Myrdal-Flam” başlıyor.
“Myrdal”ın 867 metre yüksekliğinden, sadece 18 km(12 mil) sonra, deniz seviyesinden sadece 2 metre yükseklikteki “Flam”a varmış olacağız. Avrupa’nın en keskin parkuru, tam bir mühendislik harikası! 1944’de tamamlanmış. 20 tünele girip çıkıyoruz; bunların 18’i, ki uzunluğu 6 km.yi buluyor, elle yapılmış.
Giderken önce sol tarafımızda muhteşem göl ve vadi manzaraları ile karşılaşıyoruz.
Hareket ettik gidiyoruz derken, çok kısa bir süre sonra tren duruyor. Molanın nedeni, büyüleyici bir şekilde, 94 metre yükseklikten akan “Kjosfossen” şelalesi. Flam demiryolunun elektriği buradan temin ediliyor. Tam dibindeyiz; deniz seviyesinden 670 metre yükseklikte, özel bir platformdan akışını seyrediyoruz.
Eylül ayında, henüz çokça yağış olmasa da, debisi gayet kuvvetli. Herkes iniyor, flaşlar patlıyor; yaklaşık 5 dakikalık bir moladan sonra tekrar yola devam ediyoruz.


FLAM: SANKİ DÜŞLER DİYARI…

Şimdi, gözlerinizi kapatın! Bir an için kendinizi yeşillikler içinde, aralarda tek tük, tek katlı ahşaptan binaların olduğu, bir tarafında da deniz yolu bağlantısı olan bir “U” şeklinde bir vadide düşleyin. Ya da “ How green was my valley ” filmini anımsayın. İşte orası, “Flam”dasınız…
Burası, yaklaşık 400 nufuslu, yılda yaklaşık 300 bin turistin uğradığı ve bu nedenle de şimdilerde tek geçim kaynağı turizm olan, “Aurlands” fiyordunun da en uç ya da başlangıç noktası.
Tam öğle saatlerinde vardık “Flam”a. Meydanda tek bir işletme var, ihtiyaçlarınızı giderebilmeniz için. Fiyord yolculuğumuz, saat 15.00’de başlayacak.


DÜŞ YOLCULUĞU BAŞLIYOR…

Yaklaşık 2 saat sürecek “Flam- Gudvangen” gemi yolculuğu için, “Fjord 1” adlı gemideyiz. Oldukça büyük.
Fiyortların kralı, en büyüğü ve derini olan 204 km. uzunluğundaki “Sognef” fiyordunun kollarından biri olan “Aurlands” fiyordundan başlıyor düşlere yolculuk...
Bir süre sonra gemi, iç kısma dönüp, bu kez Avrupa’nın en dar ve Unesco’nun koruması altındaki fiyordundan, 20 km uzunluğundaki “Naeroy”dan geçerek yola devam ediyor.
İki saat süresince, bir o tarafta, bir bu tarafta; bir üst güvertede, bir alttayız, geminin geçtiği manzaraları kaçırmamak adına. Ya uzaklarda tek tek kulübemsi yapılar; ya da, yükseklerden dökülen şelaleler gözümüze çarpıyor. Bu arada, öylesine sessizlik var ki, iki yaka arasında. Nerde o Boğaziçi’nin cümbüşü!..



GUDVANGEN – VOSS…

Yaklaşık 120 kişinin yaşadığı bir kasaba “Gudvangen”. Aynı zamanda da, “Aurlands” fiyordunun başlangıç noktası…
19.yüzyılın sonundan itibaren bu bölgede yaşayan köylüler, gemilerle gelen Avrupalı turistleri, atlı arabalarla, oldukça dik “Stallheimskleiva” yoluyla, yukarıdaki “Stallheim” Otel’e taşımaya başlamışlar.
Kısa bir süre bekledikten sonra biz de, bu oldukça dar, dik, sarp yamaçlardan geçerek, “Voss”a doğru yol alıyoruz. Şimdilerde, tamamen nostaljik bir parkur. Zira, yeni yapılan ve bu zorlukları tamamen ortadan kaldıran yol, hemen eski yolun yanı başında.
“Voss”, 14 bin nufuslu; folklor ve diğer geleneksel sanat alanları ile öne çıkan bir belde.


VOSS - BERGEN: SON ETAP…

Son etapdaki “Voss-Bergen” tren yolculuğu ile turumuz sona eriyor. 12 saati aşan oldukça yorucu bir gündü. Ancak ikizler son derece keyif aldılar. Zira hareket alanları, özellikle gemide yeterince büyüktü. Pansiyona vardığımızda, gün çoktan kararmıştı. Artık, Bergen sayfası da geride kalmıştı. Şimdi sırada Andersen’in ülkesi, Kopenhag var…

Perşembe, Kasım 20, 2008

BERGEN SEYAHAT NOTLARI (17-19 EYLÜL 2008)...

TORGET...
SKANSEN PANSİYON...

FLOYEN TEPESİ'NE BİR BAKIŞ...




BRYGGEN...



TORGET'TE BİR BALIKÇI...


BİRİNCİ BÖLÜM: Sanki Kaş !..

Sabah saat 10.30’da Oslo Gardermoen Havaalanı’ndan kalkan uçağımız bizi, 1 saatlik bir uçuştan sonra, saat 11.30’da, nufusu yaklaşık 250 bin olan şirin mi şirin Bergen’e bıraktı.
İçimizden hoş geldin Kaş diyoruz! Evet, bir an sanki Kaş’a indik sandık; dantel gibi, o bakir koyların arasından…
Bergen’i ziyaret nedenimiz şehrin kendisinden çok, yarın yapacağımız, gün boyu sürecek, adına da “nutshell” denilen, birbiri ile bağlantılı tren, otobüs ve gemiyi içeren kombine fiyort turu.
Şehir merkezine, yaklaşık yarım saat süren “Flybussen” firmasına ait bir otobüsle (kişibaşı, NOK 80) ulaşıp; “Torget”te, balık pazarının olduğu “Fish Market”te iniyoruz.
Şöyle başınızı kaldırdığınızda, şehrin bir kısmının, kendisini
yemyeşil “Floyen Tepesi”ne yasladığını görürsünüz.
İşte, bizim 2 gece kalacağımız, iki katlı, 1918’li yıllardan bu yana faaliyet gösteren, sımsıcak aile işletmesi “Skansen” Pansiyon da ( geceliği, NOK 700) o tarafta, sırtını tepeye dayamış… Tam da, 320 metre yükseklikteki o tepeye ulaşımı sağlayan “Floibanen” funikuler istasyonunun biraz üst tarafında.
Sırt çantalarımızda en az 20’şer kilo yük, önümüzde Alp ve Mert -üzerleri yağmur geçirmez naylon kaplı olarak- pusetlerinde, bize göre pek de hafif sayılamayacak yağmurun eşliğinde, yavaş yavaş bir önümüze, bir yukarıya bakarak yol almaya çalışıyoruz. Yolun eğimi önce hafiften başlıyor; ancak azizim, son bir 100 metre var ki, pes dedirtiyor. Olsun varsın! Ufak mağlubiyetler zaferlerimizi gölgelememeli diyoruz ve tam bir dayanışma örneği göstererek, güçbela da olsa, hemen yolun kenarındaki pansiyonun kapısına ulaşmayı başarıyoruz. Hatta ulaşmadan, bir de manzara terası yapmışlar; tabii ki, bizi düşünerek! Zira, bizim zor bela yürüyerek çıktığımız o yolu, yaşları şöyle 60-65 olan insanların bile bisikletle çıktığına tanık oluyoruz. Evet, bisikletle!


SİZCE FARK NEREDE?…

İşte ilk dersimiz! Hani fark nerede diyorlar ya! Tam da burada… O insanlar ölür mü? Ya da ölür de, kimbilir kaç yaşında!
Kaldığımız iki gece boyunca, hava kararır kararmaz, hafif hafif çiseleyen yağmura elimizdeki kahve kupaları eşlik etti; kuşbakışı limanı ve de “Torget”i gören penceremizden dışarıyı seyretmenin dayanılmaz huzurunu hissettik içimizde. Zamanın adeta durduğu saatlerdi onlar…


KISA ŞEHİR TURU…

Yine yarım günümüz var, kısa şehir turu için. Alışıldığı üzere, hemen eşyalarımızı odaya bırakıyor; o çıktığımız yolu tekrar, bu kez aşağıya doğru, sanki saniyeler içinde adımlıyoruz.
Yağmurun etkisi azaldı ama etraf tenha; Balık Pazarı deseniz pek de beklenen canlılığında değil.
Etrafı tanımaya çalışıyoruz. Bir yol, sahil boyunca, her biri en az 200 yıllık tarihi evlerle süslü “Bryggen”e; diğeri de, şehrin ilk girişine, tren istasyonuna ve otobüs garajına doğru uzanıyor. Biz önce ikinci yönde, trafiğe de kapalı olan, alışveriş ve gezinti mekanı “Torgallmenningen”e doğru gidiyoruz. Üzerinde bulunduğumuz bu paftanın en ucunda akvaryum var.
Fiyatları sadece uzaktan seyredebiliyoruz. Vitrinler yavaş yavaş kışa hazırlanıyor. Daha çok iklime uygun, polar türü giysiler, kazaklar ön planda. Bir kahve molası veriyor ve biraz soluklanıyoruz.
Moladan sonra, iç içe geçen sokakları geride bırakıp, bu kez “Bryggen” tarafına doğru yönleniyoruz. Bu kısım, Bergen’in ilk yapılaşmalarının olduğu, sırtlarını birbirine yaslamış, sahile paralel ahşap evlerden oluşuyor. En son 1702 yangını ile kül olmuş ancak yine aslına uygun şekilde inşa edilmiş. Tabii, hepsi Unesco’nun koruma listesi altında korunmakta.
Bergen, Bebek koyu büyüklüğünde bir yer. Ama gelin görün ki, her yıl milyonlar oralara akıyor, pahalı da olsa...

Pazartesi, Kasım 17, 2008

PART V - BERLIN (SEPTEMBER 22-26, 2008)

PERGAMON MUSEUM...
VICTORY COLUMN...


CHECK POINT CHARLIE...

BRANDENBURG GATE...


OUR TRIP’S 11 TH DAY,THAT IS SEPTEMBER 22, 2008 WAS TOO TOUGH, MORE THAN TERRIBLE DAY FOR US!
THOUGH IT STARTED REGULARLY AT COPENHAGEN, EARLY IN THE MORNING AS USUAL AND CONTINUED LEISURELY ALL THE DAYLONG AT MALMO BUT FINISHED FINALLY EXHAUSTEDLY AT THE WEE HOURS OF THE NIGHT AT BERLIN.
ON RETURNING OF MALMO AN UNEXPECTED, BAD SURPRISE’S WAITING FOR US! THINKING OF THE SCHEDULED TIME 21.20 OF BUDGET AIRLINER “EASY JET” WE’RE MUCH BEFORE AT COPENHAGEN CASTRUP.
BUT WHO COULD BEFOREHAND ASSUME 3 HOURS DELAY THEN?
SO, WE STARTED WAITING AND WAITING OF THE TIME PASS…
FINALLY AND FORTUNATELY(!) THE LOCAL TIME WAS POINTING AT 02.45 WHEN WE WERE AT OUR BUDGET, COSY, FRIENDLY, AND FAMILY-RUN PENSION “CITY” ON “STUTTGARTER PLATZ” JUST FACING TO “CHARLOTTENBURG S-BAHN”, A FEW HUNDRED METERS TO “KURFURSTENDAMM”, NAMELY “KU’DAMM” MAIN SHOPPING, “TO SEE AND TO BE SEEN” STREET.
AFTER A WELL SLEEP AND YUMMY BREAKFAST, FOLLOWING THE LONGISH “WILMERSDORFER” STREET WE FOUND OURSELVES JUST IN FRONT OF U-BAHN “ADENAUER PLATZ” AND AT KU’DAMM. THEN TURNED LEFT IN THE DIRECTION OF “KAISER WILHELM” CHURCH. IN THE JUNCTION OF THE CHURCH WE FOLLOWED “TAUENTZIEN” STREET WHERE FAMOUS “KAUFHAUS DES WESTENS’S SETTLED, NAMELY “KA-DE-WE”, HUGE SHOPPING MALL AND EATING PARADISE.
AFTER HAVING A LIGHT MEAL ON ITS POPULAR SIXTH FLOOR WE WENT ON OUR TRIP VISITING BERLIN ZOO AND AQUARIUM.

FOLLOWING DAY…

DAY’S STARTED AT “TIERGARTEN” PARK. WE FOLLOWED LONG “JUNE 17” STREET TILL VICTORY MONUMENT. THEN CONTINUED THROUGH “BRANDENBURG GATE” JUST NEXT TO “PARISER PLATZ WHERE OUR FIRST TIME OUT PLACE FOR REFRESHMENT.
WE GOT TO “PERGAMON” MUSEUM LOCATED AT MUSEUM ISLAND, FOR PRICELESS “ZEUS ALTAR” THROUGH “UNTER DEN LINDEN” STREET.
THEN ALEXANDERPLATZ… BEING AWARE OF FORMER EAST BERLIN LANDS. SOMETHING’S SUDDENLY CHANGED. AS IF A DEEP AND UNBEARABLE SILENCE AND SORROW COVERED ME AND THE AIR!
BEFORE IT GETS DARKER, THE DAY’S LAST VISITING POINT, THE MOST WELL KNOWN BORDER CROSSING “CHECK POINT CHARLIE” … NOWADAYS, IT’S ONLY TOURISTIC.

FINAL DAY…

A RATHER WARM AND SUNNY DAY! WE’VE FIRST BEEN AT THE TOP, VIEWING PLATFORM AND CUPOLA OF “REICHSTAG” BUILDING, ONE OF THE BEST 360 VIEW POINTS OF BERLIN. NICE IT WAS!
THEN WE TOOK THE TRAIN TILL “WESTEND” FOR “CHARLOTTENBURG” PALACE AND ITS GARDENS WHICH WERE ORIGANALLY BUILT AS A SUMMER RESIDENCE FOR THE PRUSSIAN QUEEN, SOPHIE CHARLOTTE.
BEFORE TAKING THE SCHONEFELD AIRPORT’S WAY AND LEAVING BERLIN AGAIN IN THE WEE HOURS OF THE NIGHT, WE’D LIKE TO SAY LASTLY “GOODBYE” TO “KU’DAMM”, THE STARTING POINT OF OUR BERLIN TOUR AT THE EARLY EVENING HOURS OF THE DAY…

Pazar, Kasım 16, 2008

İLAÇ İÇİN BİR (YÜREKLİ) İKTİSATÇI YOK MU?..

İKTİSAT DERSLERİNDE, KAPİTALİZMİ ANLATIRKEN HOCALARIMIZ, " 5-10 SENEDE BİR YARATILAN KRİZLERLE SİSTEM KENDİSİNİ YENİLER, BÖYLELİKLE AYAKTA KALIR " TÜRÜNDEN İFADELER KULLANIRLARDI...
GEL ZAMAN GİT ZAMAN, BUNUN NE ANLAMA GELDİĞİNİ HAYATIN İÇİNDE BİZZAT YAŞAYARAK ÖĞRENDİK. TABİİ, HEP DARBE YİYEREK...
İYİ DE, DENEBİLİR Kİ, BENCE DE DENMELİ, YA BU ARABANIN ŞOFÖRÜNDE HİÇ KABAHAT YOK MU DURDUK YERDE, DÜZ YOLDA, DUVARA TOSLAYIP DURUYOR?
YİNE HEP AYNI DİKKATLE(!), AYNI YANLIŞLARLA, NEREYE KADAR...
REÇETE DE REÇETEYİ YAZAN DA HEP AYNI...
SON 20 SENEDİR, DEMEK Kİ NEREDEYSE BİR ÇEYREK YÜZYILDIR, BİZ HEP DUVARA TOSLUYORUZ, HER NE DENSE. AMA GEL GÖR Kİ, HEP SUÇLUSU ARABA!..
ŞİMDİ, YİNE ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YERE GELDİK...
YİNE KRİZ! YİNE REÇETE! YİNE REÇETEYİ YAZMAYA GÖNÜLLÜ(!) REÇETECİ!..
BIKTIK ARTIK HEP AYNI FİLMİ SEYRETMEKTEN!
BU REÇETECİNİN YAZDIĞI REÇETE İLAÇ OLMUYOR. BU AÇIK DEĞİL Mİ? HERKES Mİ KÖR!
İLAÇ İÇİN BİR ŞÖFÖR!..
İLAÇ İÇİN BİR İKTİSATÇI!
YOK MU BU ÜLKEDE?

Salı, Kasım 11, 2008

OSLO SEYAHAT NOTLARI (15-17 EYLÜL 2008)

Vigeland Park: Bir Kesit...
THE MONOLITH...


VIGELAND PARK GİRİŞİ...

OSLO MERKEZ...



P HOTEL KAHVALTI MENÜSÜ...




NOBEL BARIŞ MERKEZİ...




AKER BRYGGE...



YAT LİMANI...



OSLO'DA, HENRİK İBSEN'İ SOLUYORUZ..

Yağışı gerimizde, Stockholm’de bırakıp, 1 saatlik bir uçuş sonrası, komşu ülke başkenti Oslo’ya, ünlü oyun yazarı Henrik İbsen'in soluduğu topraklara, Gardermoen Havaalanı’na iniyoruz. Stockholm’ün çevresi ormanla kaplı görüntüsünün aksine, sanki bir kır kasabasına iniyormuşuz izlenimi ediniyoruz uçaktan…
Şehre, neredeyse 2 misli daha pahalı olan “ Flytoget ” express tren yerine, sadece 5-6 dakika daha uzun yolculuk yapılan devlet treni “Nsb” ile hareket ediyoruz (O bile, kişibaşı NOK 94).
Son durak olan Merkez Tren İstasyonu ile, “ Grensen ” Caddesi üzerinde kalacağımız “ P ” otel arası, bizim yürüme şeklimizle, nihayetinde 15-20 dakika kadar.
Bakına,bakına; istasyonun tam karşısındaki, şehrin hem alışveriş hem de en popüler caddesi hüviyetindeki “Karl Johans Gate”de ilerliyoruz. Cadde’nin, “Akersgate” Caddesi ile kesiştiği noktadan, bir üstteki “Grensen”e ulaşıyoruz. Cadde’ye bakan 5. kattaki genişce odaya, 2 gece için NOK 1800 ödüyoruz.
Oslo, tam bir butik şehir. Her tarafını dolaşmanız ancak yarım gününüzü alır.
Eşyalarımızı odaya bıraktıktan sonra soluğu, Oslo’nun solgun, fazla renkli olmayan, adeta donuklaşmış sokaklarında alıyoruz. Bu görüntü, eğer çok zorlamazsanız, insanların yüzlerinde de asılı duruyor. Oysa, biraz konuştuğunuzda o donukluk yerini canlılığa, hatta samimiyete bırakıyor.
Otel’in önündeki Grensen’den dikine, “Lille Grensen” yolu ile, aşağıya tekrar ana arter olan Karl Johans Gate’ye iniyoruz. Hemen önümüz park, “Spikersuppa”; sonrasında, “Oslo Üniversitesi” ve devamında da, içinde “Royal Palace”ın yer aldığı yemyeşil bir alan, “Slotts” parkı.

OPERA BİNASI: DENİZİN ÜZERİNDE BEYAZLAR İÇİNDE BİR GELİN

Buradan yönümüzü, “Ulusal Tiyatro”nun altındaki caddeden Oslo Limanı’na doğru çeviriyoruz ve sanki denizin içine yapılan, bembeyaz renkleriyle, o muhteşem “Opera Binası”na ulaşıyoruz…
Binayı dıştan saran merdivenleri aracılığı ile de yukarıdan, kuşbakışı hem körfezi hem de Oslo’yu, o puslu görüntü altında seyrediyoruz.
Doğrusu, bir kış günü, her tarafın bembeyaz olduğu bir gecede, o mimarlık harikası binada arya dinlemenin nasıl olabileceğini hayal etmekden de kendimizi alamıyoruz.
Yine akşam oluyor… Yarım güne sığdırmaya çalıştığımız kaba taslak şehir turumuzu böylece tamamlayarak, otelimize dönüyoruz.

OSLO’DA İKİNCİ GÜNÜMÜZ…

Otelin kahvaltı uygulaması hayli ilginç. Kahvaltı için hazırlanan sandviçler, sabahın erken saatlerinde oda kapılarına asılan poşetlere yerleştiriliyor, yanında birer meyve suyu ile birlikte. Zaten, çay-kahve makinesi ve poşetler her daim odada mevcut.
Biz de ikizlerin uyku durumuna göre, ki çoğunlukla 7 gibi erken bir saatte, kahvaltımızı yapıp, güne erkenden başlayabiliyoruz.
Oslo’daki ikinci günümüzde, öncelikle, hem toplu alışveriş ve yeme-içme mekanlarını bünyesinde barındıran hem de çevre adalara teknelerin kalkış noktası olan Kalamış benzeri “Aker Brygge” ye gitmeyi planlıyoruz. Bugün hem deniz yolunu hem de metroyu kullanacağımız için, NOK 60 vererek birer günlük kart alıyoruz.
Otelden yine dikine denize, dosdoğru adımlıyoruz. “Akershus” kale bölgesini, altındaki yat limanını ziyaret edip; önü kocaman fıskiyeli havuzlarla bezeli “Radhuset”, Belediye Sarayı’nın bulunduğu alana ulaşıyoruz.
Meydana sırtımızı verip, denize yüzümüzü döndüğümüzde; sağ tarafımızda, Nobel Barış Ödülü’nün verildiği mütevazi bir bina, “Nobel Peace Center”, onun yanıbaşında da, Akmerkezvari, “Aker Brygge” yer almakta. Birbiri içine girmiş bina kompleksi; yeme-içme, alışveriş ve de eğlence ünitelerini içermekte.


MÜZELER ADASI: BYGDOY

91 no.lu iskeleden bir tekneye atlayıp (tek geçiş NOK 34), yaklaşık 15 dakika süren bir yolculukla, Büyükada benzeri, lüks villaların yanı sıra, 6 adet müzeyi de barındıran, adeta yeşil cenneti “Bygdoy” Adası’na geçiyoruz. Tek tek müze ziyaretleri ve muhteşem doğası ile burası için tam bir gün ayırsanız yeri. Dönüşü otobüsle (30.nolu) de yapabilirsiniz. Müzeler şunlar:
Norveç Denizcilik Müzesi
Kutup Gemisi Fram Müzesi
Kon-Tiki Müzesi
Viking Gemi Müzesi
Norveç Halk Müzesi
Holocaust(Nazi Katliamı) Müzesi

OSLO’NUN EN TEPESİ: FROGNERSETEREN…








Biz yine deniz yolu ile şehre dönüp; bu kez, şehrin en tepesine çıkmaya karar veriyoruz.
Bunun için 6 hattan oluşan metronun, 1 no.lu hattını kullanıp; kış olimpiyatlarının yapıldığı, ünlü kayak merkezi “ Holmenlkollen” i de geçip, son durağa “Frognerseteren”e ulaşıyoruz.
Yukarılara çıktıkça, Oslo ayaklar altında(!)… Muhteşem görüntüler, etraf orman. Son durakta, sadece biz ve tek makinist bayan kaldık. Hava bu noktada, doğal olarak soğuk.


VIGELAND PARK: DOYUMSUZ GÜZELLİKTEKİ HEYKELLER…

Tekrar aynı vagondayız. Dönüşte, “Majorstuen” istasyonunda indik. Zira, sırada “Frogner” Bölgesi’nde yer alan o muhteşem “Vigeland” Park ve parkı süsleyen olağanüstü heykeller var.
Evet karşımızda, ömrünün 30 yılını bu parka adayan Gustav Vigeland’ın, o doyumsuz güzellikte, 200 den fazla eseri bulunmakta, kimi bronz kimi granit. Bence, sadece bu parktaki eserleri görmek için bile Oslo’ya gelinir.
Özellikle bir tanesi var ki, ki en önemlisi: “ The Monolith ”. Parkın en yüksek noktasında, tam 14 metre yüksekliğinde, üst üste zirveye tırmanmaya çalışan 121 adet insanı tasvir eden bir kolon - heykel. Olağanüstü! Bu kolonu yapmak tam 14 yılını alıyor Vigeland Usta’nın. Hay, ellerin dert görmesin! Çevresinde, 36 adet de heykel var; bunlar da, beşikten mezara insanı tasvir ediyor.Böylece, Oslo etabını da geride bırakıyoruz. Sırada, Bergen…

Pazartesi, Kasım 10, 2008

SEN ASLA YANLIZ DEĞİL(DİN)SİN ATAM...

SEVGİLİ ATAM;


SANA GÜNÜN AYDINLIK BİR SAATİNDE YAZMAK İSTEDİM,
SANA ULAŞMAK, SENİNLE KUCAKLAŞMAK İÇİN.
AMA GEL GÖR Kİ, HER TARAF ZİFİRİ KARANLIK ATAM,
BİR SİS PERDESİ VAR SANKİ, AYDINLIKLA ARAMIZDA
OYSA, GÜN ÇOKTAN AĞARDI ATAM.
NE BEN NE DE BIRAKTIĞIN TOPLUM ÖNÜNÜ GÖREBİLİYOR,
ASLINDA, GÜN ÇOKTAN AYDINLANDI ATAM.
BESBELLİ, KARANLIK DÜŞÜNCELİ İNSANLARLA KAPLI HER YAN,
OYSA, GÜN ÇOKTAN AYDINLANDI ATAM.
SEVGİLİ YURDUMA KASTEDEN EMPERYALİSTLER
BUGÜN DE VAR, İŞBİRLİKÇİLERİYLE.
AMA, SEN RAHAT OL ATAM!
EMANETİN, “ O EN BÜYÜK ESERİM” DEDİĞİN

“CUMHURİYET”, HEP EMİN ELLERDE…


10 KASIM 2008
A.MUHSİN KANIBİR


70 değil, 170 yıl geçse de, dünyada bir eşi olmayan sevgi ile, hasretle seni anmaya, seni içimizde yaşatmaya devam edeceğiz.

Perşembe, Kasım 06, 2008

STOCKHOLM GEZİ NOTLARI (11-15 EYLÜL 2008)

Drottningholm Palace...

Geleneksel İsveç Evleri...

Vasa...






İKİNCİ GÜNÜMÜZ…

Önceki günkü insanın iliklerini donduran, buz kesen havaya kıyasla güneşli, yağışsız, nispeten ılıman bir güne uyanıyoruz.
Bugün, Stockholm’ü daha çok denizden keşfetmek istiyoruz. Bu amaçla da sabah sabah soluğu, gezi teknelerinin kanala açıldığı ana merkez olan “Nybroplan”de alıyoruz…
Burası; irili ufaklı pek çok teknenin, Stockholm’ün çevresindeki değişik rotalara kalktığı, kısmen Eminönü benzeri bir yer.
Gişeden, yaklaşık 50 dakika kadar sürecek “Royal Canal Tour” için 2 bilet alıyoruz. Kişi başı SEK 140 ancak Stockholm kartımız olduğu için ücret ödemiyoruz.
Tekne oldukça basık, 30-35 kişilik, fazla hareket imkanı vermeyen cinsten.
Çoğunluğu kadın bir grup İtalyanla birlikte, solumuzda “Strandvagen” Caddesi olmak üzere kanala doğru açılıyoruz…
“Djurgarden” Adası’nı ana karaya, “Östermalm”e bağlayan köprünün altından geçiyoruz; sağımızda, bu turdan sonra tüm günümüzü geçireceğimiz yemyeşil bir cennet olan “Djurgarden” Parkı var.
Teknemiz; Djurgarden Adası’nın etrafını dolaşıp, açık denizden tekrar kanal içine giriyor; “Skeppsholmen” Adası’nın sol alt ucundan bu kez, Nobel Ödüllerinin verildiği görkemli “Grand Otel”in bulunduğu “Strömkajen”de demirliyor.
İner inmez, mola vermeksizin bu kez kendimizi, Otel’in hemen yanıbaşında bulunan “National Museum” da buluyoruz. İsveç’in önde gelen sanat ve dizayn müzelerinden biri. Giriş dışında, 2 katlı. Üst katta, İsveç’li sanatçılar yanı sıra, Rembrandt, Watteau, Renoir, Gauguin gibi ünlü ressamların yapıtlarını da görmek olası.
Buradan tekrar “Nybroplan” e yöneliyoruz; sırada, hayli ilginç “Djurgarden” Adası gezisi var.

DJURGARDEN: ADA MI, CENNET Mİ ?..

Tekrar Nybroplan’deyiz; yaklaşık 10 dakikalık bir tekne yolculuğu (SEK 60 – Adaya geçiş ve Adadaki tüm aktiviteler Stockholm kartla ücretsiz) ile de, Djurgarden Adası’na ulaşıyoruz…
Burası, gerek çocuklar gerekse de büyükler için, günboyu bir cazibe merkezi niteliğinde.


GRÖNA LUNDS AMUSEMENT PARK (SEK 60);

Gezimize, güney-batı ucunda yer alan, lunaparkın çok ötesindeki, tam bir eğlence merkezi olan “ Gröna Lunds Tivoli ” dan başlıyoruz. Aslında, sadece burada bir günü, hiç sıkılmadan geçirmek mümkün. Ayrıca, dev bir platformda, sahne de kurulmuş. Gittiğimizde, orkestra yerini almış; hem müzik hem de görsel şov yapılıyordu.

AQUARIA WATER MUSEUM ( SEK 80);

Çıkışta, hemen biraz üst tarafta, kıyıda deniz canlılarının bulunduğu “Akvaryum” a girdik.
Akvaryum müzede; yaşayan, Amazon tipi bir de yağmur ormanı var. Şeffaf, dev bir su tankının içinde, sanki elinizi uzatsanız dokunacakmışsınız gibi, iri iri dişleriyle köpek balıkları ve daha niceleri geçiş resitali veriyor mercan kayalıkları arasından.


SKANSEN’S AQUARIUM (SEK 80);

Kıyıdan uzaklaşıp, parkın biraz içerisine, Skansen Açık Hava Müzesi içinde yer alan bir başkasına, Skansen Akvaryum’a gidiyoruz.
Burada dev iguanalar; çeşitli balıklar; yılanlar; solgun, beyaza çalar yüzlü maymunlar (saki monkeys), sarı gagalı tukanlar vb. yer almakta.


SKANSEN OPEN AIR MUSEUM (SEK 100)…

Şimdiki durağımız, piknik alanları, kafe, restaurantları, fırını, çiftlik evleri ile tam bir minyatür İsveç…
1891 tarihinde kurulan ve İsveç’in geleneksel yaşam biçimini yansıtan, Avrupa’nın da ilk açık hava müzesi niteliğindeki “ Skansen Açık Hava Müzesi ”…
Çömlek yapımı, el yapımı cam, kristal bardak atölyesi yanı sıra; geleneksel tarzdaki evlerin önündeki bahçeler çeşitli sebze, meyve ağaçları ve çiçeklerle bezeli. Bölgede, İsveç civarında görülen bazı yabani hayvanlar (kahverengi ayı, sansar, bizon, vaşak, kurt, ren geyiği, fok, puhu kuşu(bir tür baykuş) vb.) da mevcut.
Sıkılmadan, bir tam gün geçirebileceğiniz bir müze…

VASA MUSEUM ( SEK 95)…

Ada’nın ortalarından kuzey-batı ucuna doğru yöneliyoruz. Hemen kıyıda yer alan, sadece İsveç’in değil, dünyada sayılı bir başka müzedeyiz: Vasa…
1628 Ağustosunda, 150 kişi ile çıktığı ilk seferinde, Stockholm Limanı’ndan uzaklaştıktan kısa bir süre sonra, herkesin gözleri önünde sulara gömülüp 30 denizcinin ölümü ile sonuçlanan; büyük uğraşlar sonucu ancak 333 yıl sonra, 1961’de, su yüzeyine çıkarılabilen “Vasa” adlı savaş gemisinin sergilendiği, bir “gemi-müze” si…
O kadar süre su altında kalmasına rağmen, sadece % 20’si zarar gören gemi, % 95 orijinal haliyle, loş bir ortamda sergilenmekte.

JUNIBACKEN (SEK 110)…

Büyüklerden tekrar küçüklerin dünyasına, masal treni ile yolculuk yapıp, masal kahramanlarının iç dünyasına, yaşadıkları bir masal evine, “Junibacken” e konuk oluyoruz…
Ayrıca, çocuk tiyatrosunda sergilenen bir oyunu izliyoruz.
Yaşam buralarda, sanki masalsı…


STOCKHOLM’DE SON GÜNÜMÜZ…

Oslo öncesi Stockholm’deki son günümüzü, 17.yüzyılın sonlarında yaptırılan ve Kraliyet Ailesi’nin bugünlerde yaşam alanı olarak kullandığı sarayı, “Drottningholm”( giriş SEK 70, Stockholm Kart ile ücretsiz) gezerek geçirmek istedik.
Bu amaçla, “Fridhemsplan”dan geçen metro (yeşil) hattı ile önce “Brommaplan”a, oradan da 5 dakikalık bir otobüs (no.301) yolculuğu ile tam sarayın bulunduğu, oldukça sakin, yeşil cennet “Drotningholm” e ulaştık.
Stockholm’ün batısında, “Malaren” Gölü üzerindeki “Ekerö” Adası’nda yer alan Saray’a, “Stadshusbron” dan kalkan ve 50 dakika süren tarihi buharlı gemi ile de gitmek mümkün.
Sarayın içinden, orada ne arıyorsa, Abdülmecid’in tablosu dışında bir şey aklımızda kalmadı. Ancak ağaçlık göl kenarı ve arka bahçe soluklanmak için gayet hoştu…
Dönüşte, yeşil metro hattı üzerindeki “T-Centralen” de indik. Bu bölgede NK, Ahlens, Gallerian gibi çok katlı alışveriş mağazaları mevcut. Böylelikle Stockholm’e veda ediyoruz…

Pazartesi, Kasım 03, 2008

PART IV - COPENHAGEN (SEPTEMBER 19-22, 2008)

COPENHAGEN NOTES...

LIKE EARLY BIRDS WE ARE! AGAIN AN EARLY MORNING FLIGHT (THINK THAT WE’RE TRAVELLING WITH 2 INFANTS) FROM BERGEN AIRPORT TO COPENHAGEN KASTRUP TOOK US TO THE THIRD LEG OF OURJOURNEY, TO THIS LOVELY CITY, H.C.ANDERSEN’S FAIRY-TALES WORLD…
FROM HUGE, CITY-LIKE KASTRUP, WE GOT ON THE TRAIN, FOR OUR HOTEL IS VERY CLOSE TO CENTRAL RAILWAY STATION, “ HOVEDBANEGARDEN ” ( DKK 30, PER PERSON, ONE-WAY).
GETTING TO OUR CENTRALLY LOCATED, CLOSE TO TOWN-HALL AND TIVOLI PARK HOTEL FROM THE STATION, ALMOST 10 MINUTES BY WALKING WAS LIKE A PIECE OF CAKE.
AFTER COMING OUT OFTHE STATION ON “ BERNSTORFFSGADE ”, FACING WITH TIVOLI PARK, WE FIRST FOLLOWED “VESTERBROGADE” STREET TILL “ H.C.ANDERSENS ” BOULEVARD AND ONE OF THE MAIN FOCAL POINTS RADHUSPLADSEN, TOWN-HALL BUILDING. THEN TURNING ON THE RIGHT OF THE BUILDING, THAT IS, “ VESTER VOLDGADE ” DIRECTS US TO OUR, A LITTLE BIT PRICEY HOTEL “ DANMARK ”( WE PAID DKK 3.306, FOR 3 NIGHTS).

ON THE WAY TO STROGET…

NOT MUCH LATER AFTER SETTLING DOWN, WE WERE ON THE WAY, AT THE STARTING POINT OF THE MAIN PEDESTRAIN “TO BE SEEN”, LIVELY, MAIN SHOPPING STREET “STROGET”, CONTINUOUS SOME 2 KMS. THROUGH “ NYTORV ”, “ AMAGERTOV ”, “ OSTERGADE ” TILL “ KONGENS NYTORV ” AND HARBOUR AREA “ NYHAVN ”.
HAVING A BREAK FOR COFFEE & DANISH PASTRIES AT FAMOUS “ ILLUM ” CAFE ON OUR PATH JUST REFRESHES US.

JAZZ AT “ NYHAVN ”…

WITH THE END OF HUGE SILENCE OF RATHER LARGE “ KONGENS NYTORV ” PLACE, THE ATMOSPHERE IS ASTONISHINGINLY CHANGES…
JAZZ SOUNDS START SMELLING IN THE AIR FROM THE WATERFRONT CAFES AND BARS ALONG WITH THE JOY AND HAPPINESS SCREAMS!
IT DID JUST HAPPEN SO AS WELL WHEN WE GOT TO “ NYHAVN” ON A MILDLY FALL DAY’S AFTERNOON HOURS.
THE JAZZ BAND WAS ALREADY ON THE STAGE; A GREAT DEAL OF AUDIENCE ON THE WATERFRONT WERE TOO HAVING THEIR TIMES BY CHANTING AND DRINKING COLD DRAFT BEERS.
WE TOO SAT DOWN AMONGST THE CROWDS ON THE CANAL BANK WHILE PRICKING UP OUR EARS TO THE MUSIC AS WELL AS SIPPING BEERS.
A WELL SLEEP & BREAKFAST GIVES WAY US FIRST TO LEAD TO ZOO IN THE SECOND DAY MORNING AT COPENHAGEN.
TO THIS AIM WE GET ON THE BUS FROM THE CORNER OF CITY-HALL PAYING NOTHING BY USING ONE DAY COPENHAGEN CARD.
TWINS SEEMED VERY CONTENT BEING THERE AND SEEING DIFFERENT ANIMALS. IT’S JUST GREAT TO WANDER THE PARK LEISURELY.
IN THE AFTERNOON, WE’RE ON THE WAY TO “ LITTLE MERMAID ”. FROM NYHAVN WE FIRST FOLLOWED “ BREDGADE ” STREET TILL PLEASANT “ CHURCHILL ” PARK AND THEN THE SEA-SIDE PROMENADE.

CHRISTIANA VISIT…

THIRD DAY MORNING’S PLAN WAS TO VISIT FIRST TWO VALUABLE MUSEUMS “NATIONAL” AND “GLYPTOTEK” RESPECTIVELY. BUT OWING TO THE FACT THAT ALP & MERT’S SOME INTOLERABLE UNREST MOOD MADE US CHANGE IT WALKING A LONG WAY TILL TO “ CHRISTIANSHAVN ” PART, ESPECIALLY “ CHRISTIANIA ” WHERE KIND OF “COMMUNE-LIKE” LIFE WAS LIVED ON.
THROUGH ANDERSENS BOULEVARD, IN FRONT OF “DAN HOSTEL” FOLLOWED BY “LANGEBRO” BRIDGE, WE GOT TO “TORVEGADE” AND FINALLY FOLLOWED THE LONGISH “PRINSESSEGADE” STREETS.

LEAVING COPENHAGEN… A FEW HOURS VISIT TO MALMÖ…

ON OUR FINAL DAY, AS WE HAVE A WHOLE DAY-LONG TIME FREE BEFORE LEAVING COPENHAGEN FOR BERLIN, WE’D LIKE TO CROSS OVER SOME 16 KM.LONG, MAGNIFICIENT “ORESUND” BRIDGE, OPENED IN 2000, CONNECTING COPENHAGEN, DENMARK WITH MALMÖ, SWEDEN.
AS THE TRAIN PASSES THROUGH VIA “KASTRUP” AIRPORT, WE, AT THE END OF THE DAY, ON THE WAY BACK PLANNED TO GET OFF THERE TO CATCH OUR RATHER LATE FLIGHT, DEPARTING AT THE WEE HOURS OF THE DAY.
ON TAKING MORE OR LESS HALF AN HOUR JOURNEY, WE, JUST AFTER “KASTRUP” FOUND OURSELVES ON BALTIC SEA.
MALMÖ’S RATHER SMALL, WALKABLE, AND BOUTIQUE CITY. AFTER THE COPENHAGEN’S HUSSLE AND BUSSLE, IT SOUNDED WELL SECLUDED, SILENT!
FOR ITS FIRST 400 YEARS, MALMÖ WAS THE SECOND MOST IMPORTANT CITY IN DENMARK AFTER COPENHAGEN. BUT IN 1658, IT WAS HANDED OVER TO THE SWEDES.
WE FIRST LEFT THE LUGGAGES AT THE TRAIN STATION AND THEN STARTED WALKING TO THE MAIN FOCAL POINT “STORTORGET”, “GAMLA STADEN”, THE OLD CITY BY THE ACCOMPANIMENT OF THE NOT THAT HEAVY RAINFALL.
THE FOLLOWING “SÖDERGATAN” STREET, LYING BETWEEN “STORTORGET” AND “GUSTAV ADOLFS TORG” IS THE CHIEF SHOPPING PROMENADE.
THUS, GETTING BACK TO KASTRUP AIRPORT IN THE EARLY EVENING HOURS ENDS OF VISITING COPENHAGEN LEG AND OUR PARTLY SCANDINAVIAN TRIP AS WELL.
THE NEXT STOP BERLIN IS AWAITING FOR US!..

2008-EYLÜL-Berlin
2008-EYLÜL-Kopenhag
2008 - EYLÜL- BERGEN
OSLO - VIGELAND PARKı
2008-EYLÜL-Norveç
2008-EYLÜL-Stockholm
2008 HAZİRAN-Tunus
2008 HAZİRAN-Palermo
2008 HAZİRAN-Bergamo
JAN 2008-LONDON
Houston Science Museum
Houston Fine Arts Museum
HOUSTON
KACKAR MOUNTAIN REGION
LORO PARQUE/TENERIFE
BUDAPEST
WIEN
PRAG
PRADO MUSEUM
DONOSTIA/SAN SEBASTIAN
BILBAO
CUBA
MOROCCO
MADRID
BARCELONA&COSTA BRAVA
AMSTERDAM
LISBON
PARIS
BANGKOK
NORTHERN THAILAND
THAILAND-ISLANDS
SOUTHERN THAILAND
MALAYSIA